<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-452910963851134896</id><updated>2011-11-27T15:52:17.433-08:00</updated><category term='İLAÇLAR'/><category term='böbrek'/><category term='hayat'/><category term='STRES'/><category term='diş'/><category term='basinci'/><category term='egzersiz'/><category term='kellik'/><category term='erkekler'/><category term='vitamin'/><category term='omega'/><category term='kalp'/><category term='genclik'/><category term='uyku'/><category term='kahve'/><category term='SAĞLIK'/><category term='yasam'/><category term='kan'/><category term='su'/><category term='SIÇRA VE SAKATLANMA'/><category term='doktor'/><category term='SAĞLIKLI'/><category term='kalsiyum'/><category term='spor'/><title type='text'>men' s health</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://men-s-health.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>dutchland is0</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11483667602125986503</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>32</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-452910963851134896.post-648694077905664712</id><published>2011-11-22T07:04:00.003-08:00</published><updated>2011-11-22T07:04:50.052-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='basinci'/><title type='text'>KAN BASINCINIZI DÜŞÜRÜN</title><content type='html'>&lt;h1 class="singlePageTitle"&gt;KAN BASINCINIZI DÜŞÜRÜN&lt;/h1&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img align="left" alt="" class="alignleft" height="400" hspace="10" src="http://www.menshealth.com.tr/images/uploadedimages/Image/Saglik/Genel/Kanbasincinizidusurun_300_400.jpg" style="border-color: initial; border-style: initial; margin-left: 10px; margin-right: 10px;" width="300" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Kırk yaşın  altındaki erkeklerin sadece yüzde 29’u ideal  kan basıncı oranlarına  sahip. Siz de bu şanslı kesimden olmak  istiyorsanız, aşağıdaki gıdaları  tüketmeye bakın.&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;span style="color: red;"&gt;&lt;strong&gt;Karpuz damarları genişletir&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;Bu özelliğinden dolayı karpuz aynı zamanda ‘doğal   viagra’ unvanını taşıyor. Bu sihirli meyve aynı zamanda kan basıncınızı   da düşürüyor. Florida Eyalet Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya   göre vücudumuz bu meyvede bulunan aminoasitleri, damarları genişleten   arginine dönüştürüyor. Daha hızlı sonuçlar almanın yolu da karpuzun   suyunu içmekten geçiyor.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;strong&gt;Kereviz stresi azaltır&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;Chicago Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre   kerevizde bulunan ftalit maddesi vücudun katekomalin isimli stres   hormonu üretimini azaltıyor. Bu da damarların daralmasını engelliyor.   Bundan faydalanmak için günde yedi kereviz yemeniz gerekiyor. Bu kadar   yiyemem diyorsanız, kerevizi smoothie’niz içinde değerlendirebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Muz sodyum oranını dengeler&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Tuz tansiyonunuzu nasıl artırıyorsa, potasyum da   düşürür. Dr. Malcolm Vandenburg “Muz, içindeki potasyum sayesinde kan   basıncını düşüren en önemli meyvelerdendir” diyor. Vücudunuzdaki   sıvıları dengelemekle görevli olan böbreklerin üçe iki oranında potasyum   sodyum oranına ihtiyacı vardır. Günde iki adet muz yemek bu oranı   yakalamak konusunda size yardım eder:&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Zeytinyağı atardamarları temizler&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;ABD’de yayınlanan Journal of Nutrition’daki bir   araştırmaya göre her gün zeytinyağı tüketmek sistolik kan basıncını   yüzde üç oranında düşürüyor. Beslenme uzmanı Gareth Edwards “Tekli   doymamış oleik asit kolesterol oranını düşürürken kanın damarlarında   daha rahat dolaşmasını sağlar” diyor. Salata sosunuza taze sarımsak   eklemeyi unutmayın. İçinde bulunan antioksidanlar kolesterolün   damarlarınızda kalmasını engeller.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/452910963851134896-648694077905664712?l=men-s-health.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://men-s-health.blogspot.com/feeds/648694077905664712/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/kan-basincinizi-dusurun.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/648694077905664712'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/648694077905664712'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/kan-basincinizi-dusurun.html' title='KAN BASINCINIZI DÜŞÜRÜN'/><author><name>dutchland is0</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11483667602125986503</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-452910963851134896.post-4359317302902098683</id><published>2011-11-22T07:04:00.001-08:00</published><updated>2011-11-22T07:04:21.769-08:00</updated><title type='text'>YAŞAMI UZATMAK MÜMKÜN MÜ?</title><content type='html'>&lt;h1 class="singlePageTitle"&gt;YAŞAMI UZATMAK MÜMKÜN MÜ?&lt;/h1&gt;&lt;img align="left" alt="" class="alignleft" height="350" hspace="10" src="http://www.menshealth.com.tr/images/uploadedimages/Image/Saglik/Genel/Yasamiuzatmakmumkunmu_300_2.jpg" style="border-color: initial; border-style: initial; margin-left: 10px; margin-right: 10px;" width="350" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;İlk olarak  belirtmemiz gerekir ki, bu merakınızda hiç de  yalnız değilsiniz, ‘ölmez  otu’nu arayan Gılgamış’tan bu yana insanoğlu  binlerce yıldır hayatı  uzatacak sihirli bir iksir aramayı sürdüyor. &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; Ne  yazık ki, biz ‘dahi’ değiliz, dolayısıyla elimizde sizi 150 yıl   yaşatacak deha ürünü bir formül yok. Yine de sorunuzun yanıtı koskocaman   bir&amp;nbsp; ‘EVET’. Çünkü bilimsel araştırmalar, midenizi ecza dolabına   çevirmeden yaşamınızda yapacağınız ufak değişikliklerle ömrünüze 22 yıl   katabileceğinizi gösteriyor. İşte hayatınızı uzatmanın 5 basit yolu:&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;1- Bir dahaki sefere ‘Çorba mı Salata mı?’ diye sorulduğunda salatayı tercih edin.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;+ 2 YIL&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;İtalyan araştırmacılar, günde 1 kap çiğ sebze yemenin ömrünüzü 2   yıl uzattığını söylüyor. Neden çiğ? Çünkü sebzeleri pişirmek,   içerdikleri antioksidan oranını yüzde 30 oranında azaltıyor. İş   koşuşturması arasında günlük sebze kotanıza ulaşabilmek için, bir   yiyecek saklama poşetini, doğranmış kırmızı ve yeşil taze biberler,   brokoli ve havuçla doldurun. Poşetin yanına küçük bir paket salata sosu   da ekleyip (sostaki yağ, vücudunuzun belli besinleri daha kolay   sindirmesini sağlayacaktır) ofis çantanıza yerleştirin. Kilo vermek   istiyorsanız, bu beslenme çantasını öğle yemeği yerine tüketebilirsiniz.   Kilo sorununuz yoksa, öğün aralarında sağlıksız atıştırmalar yerine   sebzelerinizi mideye indirin.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;2- Yağ yasasını öğrenin: Bedeninizde bugün taşıdığınız yağlar, yarın sizi öldürebilir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;+ 3 YIL&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Alabama Üniversitesi’nden araştırmacılar, vücut kitle indeksi   25’in üzerinde olan insanlarının yaşam sürelerinin&amp;nbsp; 3 yıl azaldığını   keşfetti. Vücut Kitle İndeksinizi, vücut ağırlığınızı boy uzunluğunuzun   metre cinsinden karesine bölerek hesaplayabilirsiniz. Fazla vücut   yağının diyabet, kalp hastalığı, felç ve kolon kanserine yakalanma   riskinizi artırdığını unutmayın. Eğer egzersiz yapmaya karşı alerjiniz   varsa, partnerinizle birlikte ter atmayı deneyin. Duke Üniversitesi’nde   yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre normalde üşengeç olan   erkekler, eğer partnerleriyle birlikte antrenman yaparlarsa, haftada en   az üç kez spor yapma ihtimalleri yüzde 50 oranında artıyor.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;3- Fındık kırmaya tam gaz devam.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;+ 3 YIL&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;ABD’deki Loma Linda Üniversitesi’nden araştırmacılar,   Seventh-Day-Adventist Kilisesi’ne (mensuplarının uzun yaşamasıyla ünlü   bir çeşit Protestan tarikatı) bağlı 34 bin kişinin yaşam   alışkanlıklarını izledi. Sonuçta bu tarikat mensuplarının bu gezegende   fazladan 3 yıl oturma iznine sahip olmalarının ardındaki sır ortaya   çıktı; haftada 5 gün fındık en az iki avuç fındık fıstık tüketmek. Her   gün sabah ve akşam birer avuç kuruyemiş yemeyi ihmal etmeyin. Avucunuzu   özellikle şu beş yemişle doldurmalısınız; fındık, antep fıstığı, yer   fıstığı, badem ve ceviz. Yine de aşırıya kaçmamakta fayda var. Zira bu   yemişlerde sağlığınız için son derece faydalı maddeler bulunsa da, iki   avuçtan fazla yemek kilo almanıza sebep olabilir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;4- Dostlarınız sırtınızı her zaman kollayacaktır, sırtınız kemik erimesinden kamburlaşsa bile.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;+ 7 YIL&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt; 1970’lerde yapılan bir araştırmada Avustralyalı   araştırmacılar, arkadaş çevresi en geniş olanların aynı zamanda en uzun   yaşam döngüsüne sahip olduğunu ortaya koydu. Arkadaşlarla sıkça vakit   geçirmek, ortalama bir erkeğin hayatına yaklaşık 7 yıl ekleyecektir.   Evet, bazı arkadaşlar zaman zaman riskli davranışları özendirebilir,   ancak arkadaşlık en nihayetinde riskten çok, korunma sağlar. Dolayısıyla   iş yerinde yeni insanlarla tanışmaya çalışın, spor salonundaki   insanlarla antrenman programları hakkında sohbet edin ya da en basiti   sokakta karşılaştığınız komşularınıza ‘merhaba’ demeye başlayın. Şunu   hiç aklınızdan çıkarmayın; ne kadar fazla sosyal ilişkiniz varsa, o   denli uzun bir yaşam sizi bekliyor.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;5- Unutmayın:&amp;nbsp; “Emekli olunca yaşam bitmiyor.”&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;+ 7 YIL&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt; Uzun bir yaşamınız olmasını istiyorsanız, yukarıdaki cümleyi   kendinize düstur edinmelisiniz. Yale Üniversitesi’nin ihtiyar erkekler   üzerinde gerçekleştirdiği bir araştırmanın sonuçlarına göre yaşlanma   süreci karşısında daha olumlu bir bakış açısına sahip olan erkekler,   kendisini felakete uğramış gibi hissedenlere kıyasla 7 yıl daha fazla   yaşıyor. Emeklilikten sonraki mutlu ve üretken yaşlılık yıllarınızı   şimdiden zihninizde canlandırmaya başlayın. Örneğin tutkuyla bağlı   olduğunuz bir konuyla ilgili gönüllü çalışmalar yapabilirsiniz:   Psychosomatic Medicine dergisinde yayımlanan bir araştırmanın   sonuçlarına göre başkaları için fedakârlık yapmak, hayatınıza pozitif   bir hareketlilik getiriyor ve sizi sağlıksız takıntılardan uzak tutuyor.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/452910963851134896-4359317302902098683?l=men-s-health.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://men-s-health.blogspot.com/feeds/4359317302902098683/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/yasami-uzatmak-mumkun-mu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/4359317302902098683'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/4359317302902098683'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/yasami-uzatmak-mumkun-mu.html' title='YAŞAMI UZATMAK MÜMKÜN MÜ?'/><author><name>dutchland is0</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11483667602125986503</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-452910963851134896.post-4473667863225250351</id><published>2011-11-22T07:03:00.003-08:00</published><updated>2011-11-22T07:03:57.303-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='uyku'/><title type='text'>UYKUDAN VAZGEÇMEYİN</title><content type='html'>&lt;h1 class="singlePageTitle"&gt;UYKUDAN VAZGEÇMEYİN&lt;/h1&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;img alt="" class="alignleft" height="350" src="http://www.menshealth.com.tr/images/uploadedimages/Image/Saglik/Genel/uykudanvazgecmeyin_590.jpg" style="border-color: initial; border-style: initial;" width="350" /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Sadece güne zinde başlamak ve sıkı bir antrenman yapmak için değil… Düzenli uyku tüm hayat kalitenizi artırır. &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;DAHA İYİ HAFIZA&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Virginia Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma düzenli olarak günde sekiz saat uyumanın hafızayı kuvvetlendirdiğini saptadı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;KALBİNİZİ KORUYUN&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Archives of Internal Medicine’de yayınlanan bir araştırmaya göre,  haftada üç kere gün ortasında 30 dakika kestirerek kalp krizi riskinizi  yüzde 37 azaltabilirsiniz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;ERKEN KALKIN&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Her şeyin olduğu gibi, uykunun da fazlası zarar. Archives of  General Psychiatry’de yayınlanan bir araştırma günde sekiz saatten fazla  uyumanın ortalama yaşam sürenizi kısalttığını saptadı.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="shr-publisher-544 shareaholic-show-on-load" style="height: 78px; margin-left: 180.5px; overflow: hidden;"&gt;&lt;div class="shr-bookmarks shr-bookmarks-bg-shr" style="background-attachment: scroll; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: url(http://www.menshealth.com.tr/wp-content/plugins/sexybookmarks/images/share-enjoy.png); background-origin: initial; background-position: 0% 0%; background-repeat: no-repeat no-repeat; height: 100%; margin-left: 10px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden; padding-bottom: 0pt; padding-left: 10px; padding-right: 0pt; padding-top: 26px;"&gt;&lt;ul class="shr-socials"&gt;&lt;li class="shr-5 shareaholic" style="margin-left: 0px !important;"&gt;&lt;a class="external" href="http://www.shareaholic.com/api/share/?title=UYKUDAN+VAZGE%C3%87MEY%C4%B0N&amp;amp;link=http%3A%2F%2Fwww.menshealth.com.tr%2Fuykudan-vazgecmeyin%2F&amp;amp;notes=Sadece%2520g%25C3%25BCne%2520zinde%2520ba%25C5%259Flamak%2520ve%2520s%25C4%25B1k%25C4%25B1%2520bir%2520antrenman%2520yapmak%2520i%25C3%25A7in%2520de%25C4%259Fil...%2520D%25C3%25BCzenli%2520uyku%2520t%25C3%25BCm%2520hayat%2520kalitenizi%2520art%25C4%25B1r%25C4%25B1r.%2520%250D%250A%250D%250A%250D%250ADAHA%2520%25C4%25B0Y%25C4%25B0%2520HAFIZA%250D%250AVirginia%2520%25C3%259Cniversitesi%25E2%2580%2599nde%2520yap%25C4%25B1lan%2520bir%2520ara%25C5%259Ft%25C4%25B1rma%2520d%25C3%25BCzenli%2520olarak%2520g%25C3%25BCnde%2520sekiz%2520saat%2520uyuman%25C4%25B1n%2520haf%25C4%25B1zay%25C4%25B1%2520kuvvetlendirdi%25C4%259Fini%2520saptad%25C4%25B1.%250D%250A%250D%250AKALB%25C4%25B0N%25C4%25B0Z&amp;amp;short_link=&amp;amp;shortener=google&amp;amp;shortener_key=&amp;amp;v=1&amp;amp;apitype=1&amp;amp;apikey=8afa39428933be41f8afdb8ea21a495c&amp;amp;source=Shareaholic-Publishers&amp;amp;template=&amp;amp;service=5&amp;amp;ctype=" orig_title="Bunu postala: Facebook" rel="nofollow" target="_blank"&gt;Bunu postala: Facebook&lt;/a&gt;&lt;/li&gt;&lt;li class="shr-7 shareaholic" style="margin-left: 0px !important;"&gt;&lt;a class="external" href="" orig_title="Bunu postala: Twitter" rel="nofollow" target="_blank"&gt;Bunu postala: Twitter&lt;/a&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/452910963851134896-4473667863225250351?l=men-s-health.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://men-s-health.blogspot.com/feeds/4473667863225250351/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/uykudan-vazgecmeyin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/4473667863225250351'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/4473667863225250351'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/uykudan-vazgecmeyin.html' title='UYKUDAN VAZGEÇMEYİN'/><author><name>dutchland is0</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11483667602125986503</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-452910963851134896.post-298464688156941987</id><published>2011-11-22T07:03:00.001-08:00</published><updated>2011-11-22T07:03:26.318-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='uyku'/><title type='text'>ŞEKERLEMENİN FAYDALARI</title><content type='html'>&lt;h1 class="singlePageTitle"&gt;ŞEKERLEMENİN FAYDALARI&lt;/h1&gt;&lt;img alt="" class="alignleft" height="365" src="http://www.menshealth.com.tr/images/uploadedimages/Image/Saglik/Genel/sekerlemeninfaydalari_590.jpg" width="350" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Gün  ortasında uyumayı yaşlılık alameti olarak algılamayın.  New York  Üniversitesi’nin yaptığı bir araştırmaya göre gün içinde kısa   şekerlemeler yapan kişiler daha keskin bir zekaya kavuşuyor. Ancak   önemli olan doğru süreyi tutturmak.&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;10 dakika&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Hızlı bir tedavi: Avustralyalı uzmanlara göre 10   dakikalık bir şekerleme derhal yorgunlukla savaşır ve beyin gücünüzü en   az 2,5 saat güçlendirir. Beş dakikaysa işe yaramaz.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;20 dakika&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Gecikmeli faydalar: Süreyi iki katına çıkarmak reaksiyon   zamanınızı ve sayısal becerilerinizi geliştirir. Ancak hemen değil.   Faydalarını elde etmek için 35 dakika daha beklemek gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;30 dakika&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Sağlıklı bir destek: Uyanınca beş dakika uyuşuk   hissetseniz de 90 dakika boyunca zihinsel olarak formda olursunuz. Yine   de sersem hissetmeyeceğiniz 10 dakikalık bir uyku en iyisi.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;45-90 dakika&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Yararsız: Uyku uzmanı Dr. Christopher Winter 45-90   dakikalık bir şekerlemenin tam bir uyku döngüsüne girmeden derin bir   uykuya sürüklenmenize neden olduğunu söylüyor.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;90-110 dakika&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Sorun işaretleri: Ortalama bir insanın uyku döngüsü 90   dakika sürer. Dr. Winter’a göre daha uzun süreli bir kestirme   alışkanlığı olası bir uyku düzensizliğinin işaretidir.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/452910963851134896-298464688156941987?l=men-s-health.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://men-s-health.blogspot.com/feeds/298464688156941987/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/sekerlemenin-faydalari.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/298464688156941987'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/298464688156941987'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/sekerlemenin-faydalari.html' title='ŞEKERLEMENİN FAYDALARI'/><author><name>dutchland is0</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11483667602125986503</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-452910963851134896.post-2664188607720319868</id><published>2011-11-22T07:02:00.001-08:00</published><updated>2011-11-22T07:02:28.452-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kalp'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='STRES'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='SAĞLIK'/><title type='text'>STRES İLE NASIL BAŞA ÇIKILIR?</title><content type='html'>&lt;h1 class="singlePageTitle"&gt;STRES İLE NASIL BAŞA ÇIKILIR?&lt;/h1&gt;&lt;img align="left" alt="" height="384" hspace="10" src="http://www.menshealth.com.tr/images/uploadedimages/Image/Saglik/Genel/Stresilenasilbasacikilir_300_384.jpg" width="300" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Modern  hayatın tuzaklarından beslenen ve her yaştan erkeği  etkileyen bir  tehlike kapıda bekliyor. Çözümü ise strese karşı  bağışıklığınızı  güçlendirmekten geçiyor. &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sabah alarmınız çalmaya başlıyor. Bir gece önce içtiğiniz içkilerin   etkisinden kurtulamamış olmanıza ve gözünüzü açamamanıza rağmen mecburen   kalkıyorsunuz. Kahvaltı edecek vaktiniz yok, kendinize hemen bir kahve   yapıp yola koyuluyorsunuz. Trafik tabii ki kilit durumda… Biraz   neşelenmek için açtığınız radyoda ekonomik kriz ve terör olayları   tartışılıyor. Kendinizi zar zor işe atıyorsunuz. 78 tane e-postanız var   ve bunların iki tanesi sinirli müşteriler tarafından yollanmışken, bir   tanesi de beklediğiniz işin gecikeceğini söylüyor. Siniriniz iyice   bozuluyor. Ne var ki bir saat sonra çok önemli bir sunumunuz var.   Haftalarca hazırlandığınız sunumu yorgunluk ve sinir bozukluğu sayesinde   berbat ediyorsunuz. Kız arkadaşınız telefonla arayıp sunumun nasıl   gittiğini soruyor. Fakat ne yazık ki onunla normal şekilde konuşa&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;bilecek   bir ruh haline bile sahip değilsiniz.&lt;br /&gt;Akşam işten çıkıyorsunuz, spor salonuna gidecek takatiniz yok. Yolda  eve  dönerken “Şu uyku haplarından yine alsam iyi olacak” diye   düşünüyorsunuz. Nasıl, tanıdık geldi mi? O zaman siz de modern   zamanların sorunuyla karşı karşıyasınız. Üstelik uyku hapları bundan   kurtulmanız için hiçbir işe yaramayacak. Siz en iyisi sayfayı çevirin ve   gerçek çözümlerle tanışın.&lt;br /&gt;Eğer bu anlattıklarım sizin için sıradan bir günse o zaman siz de  dünya  üzerinde milyonlarca insanın içine düştüğü anksiyete  çukurundasınız  demektir. Ekonomik zorluklar ise bu stresli zamanları  daha da zor kılan  en önemli faktörlerin başında gelir.&lt;br /&gt;Johannesburg’dan psikolog David Wilson, “Son yıllarda psikoloji   danışmanlık şirketlerinden adeta insan taşıyor. Bunun en önemli nedeni   dünyada yaşanan ekonomik kriz dönemi. Birçok insan hayatın karmaşası   içinde yorulan beyinlerini kendine getirmek için tatile çıkmaya veya   gece eğlencelerine katılmaya ihtiyaç duyuyor ama bunlar artık pahalı   geldiği için bu ihtiyaçlarını karşılayamıyorlar. Sonuç olarak stresle   başa çıkmaları da giderek zorlaşıyor” diyor. Wilson’un meslektaşı Jean   Philippe Arzul da ekonomik sorunların rolüne dikkat çekiyor: “İnsanların   yaşadığı psikolojik sorunların artışında ekonomik sorunların rolü   tartışılmaz. Bu tür sorunlar anksiyete ve uyum sorunlarının ortaya   çıkmasının baş nedenlerinden.” Bu da şu anlama geliyor. Sizin stres   seviyenize ve modern hayatın getirdiği güçlüklere bakarsak, önünüzde zor   zamanlar sizi bekliyor olabilir. Üstelik bu sadece iş hayatınız için  de  geçerli değil.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Stres size sosyal olarak zarar verir&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Geçtiğimiz yıl Journal of Personality and Social   Psychology’de yayınlanan bir araştırmada evli çiftlerin birbirleri   arasındaki ilişki mercek altına alınmış. Buna göre ortada bazı kişilik   özelliklerinin olup olmadığı (örneğin benlik bilincine sahip olma) ,   varsa bu özelliklerin stresli zamanlarla başa çıkılmasında nasıl bir rol   oynadığı araştırılmış. Araştırmanın sonunda elde edilen sonuç ise şu   olmuş: Çiftler, özellikle de kadınlar, benlik bilincine sahip olsun ya   da olmasın, sıkıntılı zamanlarda daha stresli oluyor. Araştırmadan çıkan   bir başka sonuç da şu: İnsanların stresli olduğu dönemlerde   reaksiyonları daha sert olabiliyor ve sesleri daha fazla yükselebiliyor.   Bütün bu sonuçlardan da önemli bir şey var ki o da, ilişki becerileri   oldukça kuvvetli çiftlerin bile çok stresli zamanlarda ilişkilerini   sürdürmekte zorlanmaları.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sonuç:&lt;/strong&gt; Stres dolu ilişkiler er ya da geç sona ermeye   mahkûmdur, siz istediğiniz kadar bir ilişki gurusu olduğunuzu düşünün.   Stresli zamanlarda ilişkilerin negatif taraflarını görmeye daha  meyilli  oluruz. Bu yüzden ancak stresi hayatınızdan çıkarabilirseniz,  ilişki  kurma kabiliyetinizi tekrar pozitif şekilde kullanabilirsiniz.&lt;br /&gt;Tabii stres yalnızca ilişkileri değil, seks hayatını da direkt olarak   etkiliyor. Tıp hekimi, psikoloji terapisti ve seksolog Dr. Wilme   Steenekamp, “Bir erkek kronik olarak stresliyse, beyninden gönderilen   mesajlar bundan etkilenir. Bu mesajların yerine gerektiği gibi gitmemesi   de libido eksikliğine, ereksiyon ve boşalma sorunlarına yol açar”  diyor  ve konuşmasına şöyle devam ediyor: “İnsanlarda cinsel reaksiyonun   oluşması sırasında iki farklı yol izlenir. Bu yollardan biri  beyninize,  diğeri de cinsel organınıza bağlıdır. Seks yapmaya hazır  hale gelmeniz  için ikisinin de harekete geçirilmesi gerekir. Başka bir  deyişle cinsel  organınız sağlıklıysa, harekete geçirildiğinde  omuriliğinizde bulunan  ‘sacral plexus’ bölümüne nörolojik mesajlar  gönderir. Vücudunuzda buna  başka bir nörolojik mesajla karşılık verir.  Bu mesajın içeriği açıktır,  bu mesaj genital organlarınıza kanla  dolmasını ve erekte olmasını  emreder.”&lt;br /&gt;Dr. Steenkamp’e göre bir erkeğin yatakta başarısız olduğunu  hissetmesi  işleri daha da kötüleştirebilir. Seks yapma isteğinde oluşan  azalma,  yetersizlik hissi ve cinsel güvende yaşanan erozyonun sonucu  bellidir:  Kötü bir cinsel performans.&lt;br /&gt;Merak etmeyin, söylemek uygulamaktan biraz daha zor olsa da, bu  sorunu  çözmenin elbette bir yolu var. Sizde strese yol açan ana sorunu   belirleyin ve bu sorunu çözmeyi deneyin. Cinsel sorunların temelinde   çoğunlukla psikolojik nedenler yatar ve günlük hayatta yaşadığınız   sorunlar yatak performansınızı direkt olarak etkiler.&lt;br /&gt;Stres nedeniyle yaşanan cinsel sorunlar bazı insanları hiç seks   yapmamaya kadar götürür fakat bu hiç de doğru bir karar değildir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Çözüme doğru yolculuk&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) iş yeri stresini o   kadar önemsiyor ki şu anda bunu global bir salgın olarak   değerlendiriyor. Örgütün yaptığı bir araştırmaya göre ABD’deki   çalışanların yüzde 58’i iş stresi yaşıyor ve bu sebeple yılda 13 milyon   iş günü boşa gidiyor. İşte şirketlerin genel performansı da direkt   olarak çalışanlarına bağlı olduğu için yaşanan sıkıntıların çoğu iş   yerlerindeki bu stresten kaynaklanıyor.&lt;br /&gt;Ne var ki Stress Management Forumu’nun yöneticisi Vishal Rao, iş   yerindeki şu gibi stres faktörleri hakkında yapabileceğiniz fazla bir   şey olmadığını söylüyor: performans baskısı, olayları kontrol edememe,   organizasyon yoksunu insanlar, iş yerinde diğer insanlarla uyumsuzluk ve   belki de en önemlisi, iş kaybetme korkusu.&lt;br /&gt;Ancak başa çıkabileceğiniz şeyler de var. Ne kadar stresli bir işiniz   olursa olsun, kendiniz için mutlaka zaman yaratmaya gayret edin.   Sabahları işe geldiğinizde o gün yapmanız gereken şeylerin bir listesini   yapın ve bu işleri bitirin. İstediğiniz terfiyi almak için üstünüze   haddinden fazla iş almayın, yaptığınız işte bazı eksiklikler olduğunu   kabul edin ve bütün gün içtiğiniz kahveleri azaltın. Örneğin fazla   kafein sizin için iyi değildir. Ayrıca, insanlarla açık bir şekilde   iletişim kurmaya çalışın ve kendinize ufak aralar vermeyi unutmayın.&lt;br /&gt;Arzul, finansal sorunların diğer faktörlere bakmaksızın insanların   yaşama gücünde bir azalma yaratmasının doğru olmadığını belirtiyor.   Fakat o ne derse desin, para konusunda sıkıntı çekmenin strese yol   açtığı muhakkak.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/452910963851134896-2664188607720319868?l=men-s-health.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://men-s-health.blogspot.com/feeds/2664188607720319868/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/stres-ile-nasil-basa-cikilir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/2664188607720319868'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/2664188607720319868'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/stres-ile-nasil-basa-cikilir.html' title='STRES İLE NASIL BAŞA ÇIKILIR?'/><author><name>dutchland is0</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11483667602125986503</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-452910963851134896.post-2837444584858525756</id><published>2011-11-22T07:01:00.004-08:00</published><updated>2011-11-22T07:01:52.888-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kellik'/><title type='text'>KEL KALMAK ZORUNDA DEĞİLSİN</title><content type='html'>&lt;h1 class="singlePageTitle"&gt;KEL KALMAK ZORUNDA DEĞİLSİN&lt;/h1&gt;&lt;br /&gt;&lt;img align="left" alt="" class="alignleft" height="350" hspace="10" src="http://www.menshealth.com.tr/images/uploadedimages/Image/Saglik/Genel/Kelkalmakzorundadegilsin_300_1.jpg" style="border-color: initial; border-style: initial; margin-left: 10px; margin-right: 10px;" width="350" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;“Acaba tutar mı?” diye endişe etmeyin. Ekilen saçın dökülme riski yok.&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; Stres, genler, alkol, sigara… Saçınızın dökülmesinin ya da erken  yaşta kel kalmanızın sebebi herhangi bir tanesi olabilir. İlk kez 1959  yılında gerçekleştirilen saç ekimi operasyonu, bugün herhangi bir  estetik operasyon kadar kolay ve ulaşılabilir durumda. Fakat hâlâ  erkeklerin saç ektirme konusunda akıllarında bir sürü soru işareti var.  Tutar mı tutmaz mı? Süreci, fiyatı ve bir sürü detayı  ne? Transmed Saç  &amp;amp; Kozmetik Cerrahi Kliniği Medikal Direktörü Dr.  Melike Külahçı’dan  saç ektirme operasyonunun detaylarını öğrendik.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;SORU: 1&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Saç ekimi için kaç farklı operasyon var?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Foliküler Ünite Transplantasyonu  (FUT) ve Foliküler Ünite  Ekstraksiyonu (FUE) olmak üzere iki saç  ektirme tipi var. FUT’ta saç  çemberi denilen, iki kulak arasındaki  sağlıklı köklerin bulunduğu  alandan cerrahi yöntemle şerit halinde bir deri alınıyor. Tek tek  köklere ayrıldıktan sonra bu kökler saçlanması istenilen alanda açılan  kanallar içine yerleştiriliyor. Cerrahların yüzde 85’i, dört beş saat   süren, sağlıklı köklerin alınarak saç olmayan bölgelere yerleştirildiği   FUT metodunu tercih ediyor. Tek tek toplama metodu olarak da bilinen   FUE, 2004’ten beri uygulanıyor. 7-8 saat süren, mikro cerrahi   derecesindeki operasyon, uzun sürmesi ve kafanızı kazımak zorunda   kalmanız nedeniyle daha az tercih ediliyor. FUT yöntemi ile  FUE  yönteminin arasındaki tek fark, saç kökü alım tekniğinde. Kanal   açılması ve saç kökü yerleştirme aşamaları her iki yöntemde de aynı.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;SORU: 2&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Canım yanacak mı?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Operasyon öncesi lokal anestezi yapılıyor. Dr. Melike Külahçı   acının hafif ve kısa süreli olduğunu söylüyor. Operasyon sonrasında   oluşabilecek morluk ve şişlikler üçüncü günde başlayabiliyor ve en fazla   bir hafta kadar sürüyor.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;SORU: 3&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Ne kadar sürede kellikten kurtulurum?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Operasyon sırasında oluşan kabuklar 10 günde dökülüyor. Üç  hafta sonra kökleri sağlam olmayan eski saçlarınızı da kaybediyorsunuz.  Ekilen yeni saçlar ise ekimden üç ay sonra çıkmaya başlıyor.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;SORU: 4&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Ekilen saçın tutmama ihtimali var mı?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;“Acaba tutar mı?” diye endişe etmeyin. Ekilen saçın dökülme  riski yok. Normal saç gibi uzuyor. Boyanabiliyor ve taranabiliyor. Ancak  ilk altı ay operasyon bölgesine tıraş makinesi değmemesi gerekiyor. Bu   bölgeleri makasla kestirebilirsiniz. Ayrıca ekilen saçlar diğerlerine   göre daha geç beyazlıyor. Saçlarınızın doğal ve gür olması için tek şart   yeteri kadar saç kökü sahibi olmanız.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;SORU: 5&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Operasyon ne kadara patlıyor?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Fiyatlar toptan ya da ekilen kök başına hesaplanabiliyor.  Ortalama olarak 2500-5000 TL  arasında bir fiyat ödemeniz muhtemel. Dr.  Külahçı aylık 33 TL ödemenin  eski saçlarınıza kavuşmanız için yeterli  olacağını söylüyor.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/452910963851134896-2837444584858525756?l=men-s-health.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://men-s-health.blogspot.com/feeds/2837444584858525756/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/kel-kalmak-zorunda-degilsin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/2837444584858525756'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/2837444584858525756'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/kel-kalmak-zorunda-degilsin.html' title='KEL KALMAK ZORUNDA DEĞİLSİN'/><author><name>dutchland is0</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11483667602125986503</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-452910963851134896.post-4781825280546000676</id><published>2011-11-22T07:01:00.002-08:00</published><updated>2011-11-22T07:01:29.423-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='diş'/><title type='text'>DİŞE DİŞ MÜCADELE EDİN</title><content type='html'>&lt;h1 class="singlePageTitle"&gt;DİŞE DİŞ MÜCADELE EDİN&lt;/h1&gt;&lt;img align="left" alt="" class="alignleft" height="426" hspace="10" src="http://www.menshealth.com.tr/images/uploadedimages/Image/Saglik/Genel/Disedismucadele_300_426.jpg" style="margin-left: 10px; margin-right: 10px;" width="300" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Ağız ve diş sağlığı konusunda farkında olmadan yaptığımız hatalar, kimi zaman telafisi çok güç sonuçlar doğurabiliyor. &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; Buna rağmen, toplumumuzda her konuda olduğu gibi diş bakımında da  kulaktan dolma bilgilerle hareket etmek oldukça yaygın. Bu hatayı  ortadan kaldırmak ve  size doğruları göstermek için İstanbul Smile  Kliniği’nden Diş Tabibi  (Dt.) Kıvılcım Teksöz’e danıştık. İşte diş ve  ağız sağlığı hakkında  bilmeniz gereken iyi ve kötü haberler…&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;DİŞ ETİ HASTALIKLARI DİYABET RİSKİNİ ARTIRIYOR&lt;br /&gt;(Kötü)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Diyabet ile diş eti  hastalıkları genellikle birlikte  seyretmektedir. Kontrolsüz diyabet  dişeti sağlığını kötüleştirmektedir.  Aynı şekilde tedavi edilmemiş  dişeti hastalığı da diyabetik kan  şekerinin kontrolünü zorlaştırmaktadır. İlk kez Columbia Üniversitesi  Halk Sağlığı Bölümü’nde, 1982-1992 yılları arasında 7168 yetişkin  üzerinde yapılan bu araştırma, orta dereceden &lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;ciddiye kadar tüm dişeti  hastalığı türlerinin, ilerleyen yıllarda diyabet riskini artırdığını  kanıtlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;SAKIZ ÇİĞNEMEK ÇÜRÜK OLUŞUMUNU AZALTIYOR&lt;br /&gt;(İyi)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Dt. Kıvılcım Teksöz’e göre çürük oluşumunu önleyecek   sakızların sadece şekersiz olması yeterli değil; bu sakızların Xylitol   de içermesi gerekiyor. Teksöz, “Bir şeker alkolü olan ve birçok meyvenin   içinde doğal olarak bulunan Xylitol, diş çürüğünden sorumlu   bakterilerin (Streptococcus Mutans) diş yüzeyine yapışmasını engelliyor   ve diş çürüklerini de %80 oranında önlüyor. Bu sonuca ulaşmak için,  Xylitol’lü sakızı günde 3–5 kez, en az 5 dakika çiğnemelisiniz.”&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;ÇOĞU ESKİ SİGARA TİRYAKİSİ HALEN DİŞLERİNİ KAYBETME RİSKİ TAŞIYOR&lt;br /&gt;(Kötü)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Tokyo Medical and Dental University araştırmacılarının  1990 ile 2005 yılları arasında, yaşları 55 ile 75 arasında değişen 547  erkek üzerinde yaptığı çalışmadan, eski tiryakileri de üzen bir haber  çıktı. Araştırma  sonuçları, 20 yıl veya daha fazla süreyle sigara  içenlerin dişlerini  kaybetme riskini, hiç içmeyenlere göre 3 kat daha  fazla olarak ortaya  koydu. Diş sağlığı açısında sigara içenlerin,  sigarayı bıraktıktan ancak 20 yıl sonra hiç içmeyen birinin risk  seviyesine ulaştığını da söyleyelim.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;20 YAŞ DİŞLERİNİ ÇEKTİRMEK DİŞETİ SAĞLIĞINI KORUYOR&lt;br /&gt;(İyi)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;University of North Carolina araştırmacılarının, yaş  ortalaması 29 olan ve 20’lik dişlerinden en az ikisini çektirmiş 69 kişi   üzerinde yaptığı çalışma, 20 yaş dişlerini çektirmenin, dişeti   hastalığını erken safhada engellediğini gösterdi. Araştırmaya   katılanların yarısında diş çekiminden önce, 20 yaş dişi ile hemen  yanındaki büyük azı dişi arasındaki bölgede dişeti problemi vardı. Bu  hastalardan 20 yaş dişi çekilmeyenlerde sorun 9 ay daha devam etti.  Çekim yapılanlarda ise sona erdi.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;DİŞ İPİ KULLAN DİŞ ÇÜRÜĞÜ VE DİŞETİ HASTALIĞINDAN KURTUL&lt;br /&gt;(İyi)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;New York Üniversitesi araştırmacılarının 51 tek  yumurta  ikizi üzerinde yaptığı araştırmanın sonucu oldukça çarpıcıydı.  Buna  göre sadece dişlerini ve dillerini fırçalayanlarla, dişlerini ve   dillerini fırçalayıp bir de diş ipi ile arayüz temizliği yapanların   ağızlarındaki bakteri sayısı arasında anlamlı bir fark  olduğu görüldü.  Diş ipi kullananlarda bakteri sayısı oldukça azalmıştı.  İstanbul Smile  Kliniği’nden Dt. Kıvılcım Teksöz, “Bu araştırma sonucu,  ağız-diş  sağlığı üzerinde genetik faktörlerden çok, davranış ve tutum  gibi  çevresel faktörlerin etkili olduğunu gösterdi” diyor.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;FAZLA KİLO DİŞ KAYBI RİSKİNİ ARTIRIYOR&lt;br /&gt;(Kötü)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Karlstad Üniversitesi’nde 30 ile 74 yaş arasında 2400   kişi üzerinde yapılan bir araştırma, obezlerin, ideal kilodakilere göre   daha fazla diş kaybı riski taşıdığını ortaya koydu. Araştırmaya göre,   30-59 yaş arasındaki obez yetişkinler, diş çürüğü ve dişeti hastalıkları   yüzünden en az 12 diş kaybediyor. Bu oran, ideal kilodakilerin 2   katı…&amp;nbsp; Buna karşın 60 yaş sonrasında böyle bir risk kalmıyor.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;ORTODONTİK PROBLEMLER UYKU APNESİ RİSKİNİ ARTIRIYOR&lt;br /&gt;(Kötü)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Uyku apnesi genellikle obeziteyle bağlantılıdır, ancak   her uyku apnesi olan obez değildir. Japonya’da obstrüktif uyku apnesi   (uyku esnasında hava  yolunun bloke olması ve kişinin uyanması ile uyku  kalitesinin  bozulmasına neden olan sorun) olan 97 erkek üzerinde  yapılan bir  araştırmada, 42 hastada&amp;nbsp; obez olmadıkları halde, uyku  apnesi teşhis  edilmiştir. Bu 42 hastada ise alt ve üst dişler arasında  geniş boşluğun bulunduğu, “overjet” olarak tabir edilen ortodontik  problem söz konusudur.&lt;br /&gt;Uyku apnesi tedavi edilmediğinde yüksek tansiyon, kalp  rahatsızlıkları, hafıza problemleri gibi bir çok şikayete sebep  olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;ERİŞKİNLER İÇİN BRAKETSİZ ORTODONTİK TEDAVİ&lt;br /&gt;(İyi)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Dişlerinizin görüntüsünden memnun olmadığınız halde  “Zaten yaşım geçti. Ağız dolusu metalle 1-2 sene  nasıl dolaşırım?” diye  endişeleniyorsanız, sevinebilirsiniz.&amp;nbsp; Dt.  Kıvılcım Teksöz, “Artık  tedavi süresini kısaltan, seramik ya da  plastikten yapılan, önden  bakıldığında görünmeyen, sevgilinizle rahatça  öpüşmenize izin veren  estetik braketler  kullanılıyor. Buna bir de bilgisayarla yönlendirilen,  şeffaf plastikten  ve tamamen braketsiz apareyleri de eklemek gerek.  Bunların dışında  instant ortodontik tedavi diye adlandırdığımız  porselen veya kompozit  lamine uygulamalarını da düşünebilirsiniz”  diyor.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/452910963851134896-4781825280546000676?l=men-s-health.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://men-s-health.blogspot.com/feeds/4781825280546000676/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/dise-dis-mucadele-edin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/4781825280546000676'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/4781825280546000676'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/dise-dis-mucadele-edin.html' title='DİŞE DİŞ MÜCADELE EDİN'/><author><name>dutchland is0</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11483667602125986503</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-452910963851134896.post-6220526254955293871</id><published>2011-11-22T07:01:00.000-08:00</published><updated>2011-11-22T07:01:02.732-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='doktor'/><title type='text'>DOKTORCANIN ANLAŞILMAZ DİLİNİ TERCÜME EDİYORUZ</title><content type='html'>&lt;div id="innerContent"&gt;  &lt;div id="innerLeft"&gt;    &lt;div class="post"&gt;        &lt;h1 class="singlePageTitle"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small; font-weight: normal;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;img align="left" alt="" class="alignleft" height="350" hspace="5" src="http://www.menshealth.com.tr/images/uploadedimages/Image/Saglik/Genel/DoktorcaninAnlasilmazDili_300.jpg" style="border-color: initial; border-style: initial; margin-left: 5px; margin-right: 5px;" width="350" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;D&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;oktorların şifreli mesajlarını anlamayı ve kısa sürede sağlığınıza kavuşmayı öğrenin.&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Doktorunuz ne diyor?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;“Size efor testi yapmamız gerekiyor.”&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;strong&gt;Ne demek istiyor?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;strong&gt;“Patlamaya hazır bir saatli bombasınız.”&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Yanıtınız ne olmalı:&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;“Bu testi her hastanıza uygular mısınız, yoksa benim  durumumda özel bir şey mi var?” diye sorun. Gizli kalp damar  hastalıklarını ortaya çıkaran bu testte bir yürüyüş bandında koşarken  elektrokardiyogramınız çekilir. Prof. Dr. Mehmet Öz, “Bu testte  kalbinizin sınırları zorlanarak, sizi yarı yolda bırakıp bırakmayacağına  bakılır” diyor. Bu test aynı zamanda nasıl yaşlandığınızı da ortaya  çıkarır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Doktorunuz ne diyor?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;“Bir haftada geçmezse yeniden kontrole gelin.”&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Ne demek istiyor?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;“Önemli bir şey olmadığını umuyorum ve kendi kendine geçeceğini tahmin ediyorum.”&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Yanıtınız ne olmalı:&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;“Bu sürede en kötü durum ne olabilir?” diye sorun.  Doktorunuz hastalığınızı incelemek istiyor olabilir. Prof. Dr. Öz, “Her  tedavi sonuç vermeyeceği için, deney yapma fırsatını kullanmak istiyor  olabilir” diyor.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Doktorunuz ne diyor?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;“Elimizde farklı tedavi seçenekleri var.”&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Ne demek istiyor?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;“En iyi tedavi hangisi kestiremiyoruz.”&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Yanıtınız ne olmalı:&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;“Her tedavinin kendine özgü yan etkileri neler?” diye  sorun. Prof. Dr. Öz, “Eğer doktorunuz kesin tedaviyi biliyorsa size  seçenek sunmaz” diyor.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Doktorunuz ne diyor?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;“Birkaç tetkik daha yapmamız gerekiyor.”&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Ne demek istiyor?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;“Zaman kazanmaya çalışıyorum çünkü kesin tanıyı koyamadım.”&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Yanıtınız ne olmalı:&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;“Test sonuçlarından nasıl bir tanı koymayı umuyorsunuz?” sorusunu  yöneltin. Her insanın olduğu gibi doktorların da mantık dışı  davrandıkları anlar olabilir. Sizin göreviniz bunları yakalamak. Prof.  Dr. Mehmet Öz, “Doktorunuz size bir gidişat şeması şeklinde test  sonuçlarının sizi nereye götüreceğini ve tanının varabileceği uç  noktaları gösterebilmeli” diyor. Eğer bu hayali şemadaki gidişat, size  mantıksız geliyorsa ve aklınıza yatmıyorsa, bunu doktorunuza açık açık  söyleyin.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Doktorunuz ne diyor?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;“Rejim yapıp egzersize ağırlık vermenizi tavsiye ederim.”&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Ne demek istiyor?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;“Eğer belinizi inceltmezseniz, sonunuz diyabet olacak.”&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Yanıtınız ne olmalı:&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;“Bende yüksek tansiyon, yüksek kolesterol ve gizli şeker var mı?”  diye danışın. Üçünden kurtulmak için de kilo vermelisiniz. Bel çevrenizi  ölçün. Eğer çıkan sonuç boyunuzun yarısından fazlaysa kilolusunuz  demektir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Doktorunuz ne diyor?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;“Başka bir doktora görünmenizi tavsiye ederim.”&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Ne düşünmeniz gerekli?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;“Başka doktorlar mutlaka farklı tedavi uygular. Neden kendisi doğrusunu yapmıyor?”&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/452910963851134896-6220526254955293871?l=men-s-health.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://men-s-health.blogspot.com/feeds/6220526254955293871/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/doktorcanin-anlasilmaz-dilini-tercume.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/6220526254955293871'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/6220526254955293871'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/doktorcanin-anlasilmaz-dilini-tercume.html' title='DOKTORCANIN ANLAŞILMAZ DİLİNİ TERCÜME EDİYORUZ'/><author><name>dutchland is0</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11483667602125986503</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-452910963851134896.post-8563070829125410794</id><published>2011-11-22T06:59:00.003-08:00</published><updated>2011-11-22T06:59:44.434-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='STRES'/><title type='text'>STRESE ELVEDA DİYİN</title><content type='html'>&lt;div id="innerContent"&gt;  &lt;div id="innerLeft"&gt;    &lt;div class="post"&gt;        &lt;h1 class="singlePageTitle"&gt;STRESE ELVEDA DİYİN&lt;/h1&gt;&lt;br /&gt;&lt;img align="left" alt="" class="alignleft" height="350" hspace="5" src="http://www.menshealth.com.tr/images/uploadedimages/Image/Saglik/Genel/streseelvedadiyin_300_detay.jpg" style="border-color: initial; border-style: initial; margin-left: 5px; margin-right: 5px;" width="350" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Stresi kısa bir sürede alt etmenizi sağlayacak 9 yöntem…&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; Tatil sezonlarının aslında kalp krizi geçirme ihtimalinizin en yüksek  olduğu dönemler olduğunu biliyor muydunuz? California Üniversitesi’nde  yapılan bir araştırmaya göre en ölümcül olabilecek günler tatil günleri.  En tehlikeli olanı ise yılbaşı gecesi ki, bu gecede kalbinizle ilgili  bir sıkıntı yaşama ihtimaliniz normalden %5 oranında daha fazla. Tabii  ki stresi tetikleyici birçok olay da oluyor hayatımızda. Örneğin mali,  ailevi ve şahsi problemler. Eh her gün deliksiz bir uyku çekmek ve spor  salonuna gitmek de pek mümkün olmadığına göre stresi azaltacak bu 9  yönteme bir göz atmanızda fayda var.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;1 Balık yağı kapsülleri&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Pittsburgh Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre  yüksek EPA ve DHA (omega-3 asitleri) değerlerine sahip olan kişiler çok  daha mutlu, daha az fevri ve daha uysal oluyorlar. Bu nedenle günde  400’er miligram EPA ve DHA balık yağı kapsülü takviyesi almayı deneseniz  iyi edersiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt; &lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;2 Küfürlü konuşmak&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Araştırmalara göre küfürlü kelimeler kullanmak stresi azaltabiliyor. Tabi yalnız olduğunuz zaman kullanmak şartıyla.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;3 Bitter çikolata&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Yapılan araştırmalara göre kakaonun içinde bulunan  flavanoidler kan damarlarını rahatlatıcı özelliğe sahip. Yağ oranı düşük  olan bitter çikolataları tercih etmek işinize yarayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;4 Birkaç diş sarmısak&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Alabama Üniversitesi’nden bir grup araştırmacı  sarmısağın sağlık açısından ne gibi faydalarının olduğunu araştırmaya  koyuldular. Bu araştırmalara göre sarmısağın stres azaltıcı etkisi de  var. Sarımsağın içindeki ana madde olan ogranosülfür allisin, anti  bakteriyel özelliğe sahiptir ve bu maddenin alımı ile birlikte  vücudunuz, kan damarlarını, böylece de kan akışını rahatlatan hidrojen  sülfat üretir. Yemeklere birkaç diş sarımsak atmak işinizi görecektir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;5 Sıcak bir çay&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;University Collage London’da yapılan bir araştırmada 100  erkeğe stres verici iki iş verildi ve 75’inin bu işlere başlamadan önce  çay içmeleri sağlandı. Sonuçlara göre çay içenlerin vücutlarındaki  kortizol seviyeleri %47 oranında azalmıştı. Çay içmeyenlerdeki azalma  ise %27 oranındaydı. O zaman bir bardak çay içmek stres hormonu olan  kortizolü azaltıyor demek yanlış olmaz.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;6 Video dünyası&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Yapılan araştırmalara göre gülme ile birlikte dopak,  kortizol ve epinefirin adlı stres hormonları sırasıyla %38, %39 ve %70  oranında azaltıyor. Maryland Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya  katılan gönüllülere komik videolar izletildiği zaman bu kişilerin  kalplerine giden kan akışının %22 oranında arttığı görüldü. O zaman ne  yapmalı, komediden vazgeçmemeli.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;7 Evdeki hesap çarşıya uysun&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Özellikle tatiller sırasında para, bir erkek için en  stres verici unsurlardan biri haline gelir. Bunu nedeni ise çok basit:  Tatile gitmeden önce hesap yapmaktan kaçınan erkekler hesap yapmış  olanlara göre %36 oranında daha fazla para harcıyor. O zaman hem  cüzdanınıza hem de kalbinize iyi davranmanızda yarar var.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;8 Arkanıza yaslanın&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kanadalılar tarafından yapılan bir araştırmaya göre 135 derecelik bir  açıyla arkanıza yaslanarak oturmak en iyi oturma şekli. Bu şekilde  oturduğunuz zaman hem kan dolaşımınızı rahatlatarak stresi azaltmış hem  de bel ağrılarınızı hafifletmiş olursunuz.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;9 Yapın gitsin&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Eşinizle öpüşmek veya ona sarılmak stres azaltıcı etkiye  sahiptir çünkü bu sırada vücudunuzdaki oksitosin seviyeleri yükselir.  İskoçyalı bir araştırmacı tarafından yapılan bir araştırmaya göre de  düzenli seks yapmak siniri, stresi ve kan basıncını azaltıcı etkiye  sahip.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/452910963851134896-8563070829125410794?l=men-s-health.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://men-s-health.blogspot.com/feeds/8563070829125410794/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/strese-elveda-diyin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/8563070829125410794'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/8563070829125410794'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/strese-elveda-diyin.html' title='STRESE ELVEDA DİYİN'/><author><name>dutchland is0</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11483667602125986503</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-452910963851134896.post-2887975573808685122</id><published>2011-11-22T06:59:00.001-08:00</published><updated>2011-11-22T06:59:10.708-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='STRES'/><title type='text'>OFİSTE SERİ KATİL OLMAMAK İÇİN 10 ADIM</title><content type='html'>&lt;img align="left" alt="" class="alignleft" height="373" hspace="5" src="http://www.menshealth.com.tr/images/uploadedimages/Image/Saglik/angerrr_300.jpg" style="border-color: initial; border-style: initial; margin-left: 5px; margin-right: 5px;" width="300" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Çalışma hayatı çok zor. Biliyoruz, saygı duyuyoruz. Ancak  bu, bir gün elinizde makinalı tüfekle gelip dehşet yaratmanıza da yol  açmasın istiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;İşte ofiste stresi yenmeniz için size önereceğimiz 10 tavsiye:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1&lt;/strong&gt; Yapılacaklar listeniz iyice uzadıysa, kahvenizi  bir bardak sütle değiştirin. Ofis mücadelesinden galip çıkmanız için  gereken ve size kendinizi iyi hissettiren serotonin hormonunu  salgılamanıza yardımcı olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2 &lt;/strong&gt;Kalp sorunları yaşamamak için masanızda daha uzun  kalın. (Hemen tepki göstermeyin, açıklıyoruz.) Evine iş götüren kişiler,  işini ofiste bitirip eve dönenlere oranla 20 kat daha fazla kalp  riskiyle karşı karşıyalar.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;3&lt;/strong&gt; “Kötü stres”le başa çıkmak için “iyi stres”  kullanın. Hayatınızdaki pozitif yönlere odaklanın. Çok ufak şeyler bile  olsa, ruh halinizi düzeltip başka problemlere odaklanabilmenizi  kolaylaştıracak tüm olumlu tarafları kendinize telkin edin.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;4 &lt;/strong&gt;Masanızda müzik dinleyin. Melodiler kaslarınızdaki  gerginliği giderir ve stres hormonu kortizolün seviyesini düşürerek  daha rahat bir çalışma sağlar. Araştırmalar Mozart benzeri klasik  müzikler dinlemenin iletişim kabiliyetlerini, yaratıcılığı ve iş yapma  performansını arttırdığını gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;5 &lt;/strong&gt;Anksiyetenizden yazarak kurtulabilirsiniz. Eğer  çok yorgun ve stres altında hissediyorsanız, yapacağınız görevleri bir  bir yazıp onları tamamlamak egonuzu ve sizi rahatlatmaya fazlasıyla  yetecektir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;6&lt;/strong&gt; Masanızı ve zihninizi yeniden düzenleyin. Daha  temiz bir ortamda çalışmak, zihninizi gereksiz dikkat dağıtıcılardan  arındırmak anlamına gelir. Bu da daha üretken olmanızı sağlar.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;7&lt;/strong&gt; Evi arayın. Sevdiğiniz kişilerle iletişime geçmek,  oksitosin hormonu seviyenizi arttırır ve öfkeli halinizin yerine bir  gülümseme bırakır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;8 &lt;/strong&gt;Yabancı bir dilde 10’a kadar sayın. Zihninizi  hızlıca başka bir alana yönlendirir. Bu durum stres seviyenizi aşağıya  çekmek için yeterlidir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;9 &lt;/strong&gt;Eğer kendinizi patlayacak gibi hissediyorsanız 15  dakikalık bir mola verin. Çalıştığınız ortamdan ayrılın ve ufak esneme  hareketleri yapın. Bunun sizi daha sakin ve üretken yapacağı kesin.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;10&lt;/strong&gt; Oyun oynayın. Öylesine bir video oyunu stres  seviyenizi aşağı çekip, ruh halinizi olumlu tarafa yönlendirebilir.  Elbette Call of Duty: Black Ops gibi sert oyunlar yerine daha sakin  oyunları tercih etmek yerinde olacaktır. (Zaten ofiste oyunu  bitiremeyeceksin. Öylesine bir şey seç işte.)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/452910963851134896-2887975573808685122?l=men-s-health.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://men-s-health.blogspot.com/feeds/2887975573808685122/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/ofiste-seri-katil-olmamak-icin-10-adim.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/2887975573808685122'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/2887975573808685122'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/ofiste-seri-katil-olmamak-icin-10-adim.html' title='OFİSTE SERİ KATİL OLMAMAK İÇİN 10 ADIM'/><author><name>dutchland is0</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11483667602125986503</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-452910963851134896.post-3428177693107813348</id><published>2011-11-22T06:58:00.005-08:00</published><updated>2011-11-22T06:58:50.851-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='SAĞLIK'/><title type='text'>AĞZINIZ ALARM VERİYOR</title><content type='html'>&lt;h1 class="singlePageTitle"&gt;AĞZINIZ ALARM VERİYOR&lt;/h1&gt;&lt;br /&gt;&lt;img align="left" alt="" height="426" hspace="5" src="http://www.menshealth.com.tr/images/uploadedimages/Image/Saglik/Genel/agzinizalarmveriyor/agzinizalarmveriyor_300_dikey.jpg" width="300" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Dudak, diş ve diş etleriniz sizi büyük sağlık sorunlarına karşı uyarmaya çalışıyor. Peki, siz dinliyor musunuz?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Acaba diş fırçalamaya ayrılan iki dakikadan daha ölü bir zaman var  mıdır? Kafanızda hiçbir düşünce olmadan aynanın karşısına geçer, diş  macununu sıkar ve dişlerinizi parlatmaya çalışırsınız. Eğer aklınızdan  bunlar geçiyorsa, kendi doktorunuz olma fırsatını kaçırıyorsunuz  demektir. Çünkü diş eti hastalıkları sadece kalp hastalıklarına  yakalanma riskinizi yedi kat arttırabiliyor. Indiana Üniversitesi’nden  Domenick Zero da “Dişeti sağlığının bozulması bakteriyel enfeksiyon  sonucunda gerçekleşir. Bu da vücudunuzda bir şeylerin iyi gitmediğine  delalettir” diyerek uyarıyor. Örneğin dişlerinizi fırçaladığınızda  karşılaştığınız ve önemsemediğiniz kanamalar aslında pankreas, sinüsler  ve vücuttaki birçok hastalığa işaret ediyor olabilir. Neyse ki, ağzınızı  muayene etmek daha kolaydır ve semptomlar da kendini gayet net  gösterir. Tabii önce bu belirtilere kulak vermelisiniz. İşte ağzınızın  size anlatmak istedikleri ve alacağınız önlemler.&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ağız kokusu&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kötü bir nefes size ne anlatır: Kentucky Üniversitesi’nden diş hekimi  Prof. Dr. Ted Raybould’a göre ağız kokusu vakalarının çoğunun kaynağı  ağzınız değil, sinüsleriniz. Geniz yolunuzdaki yanma, alerji veya kronik  bir enfeksiyon buna sebep olabilir ve bu durum iki şekilde ağız  kokusuna yol açar. Birincisi, tıkalı bir burun sizi ağızdan nefes alıp  vermeye zorlar. Bu da ağzınızın kurumasına neden olur. Oysa ağız  kokusuna neden olan bakterileri öldüren de tükürükten başkası değildir.  İkinci olarak burnun arkasında oluşan sızıntılar da o nahoş kokularla  sizi tanıştırabilir. Tel Aviv Üniversitesi’nde bir mikrobiyolog olan Mel  Rosenberg süreci şöyle açıklıyor: “Mukus denen yapı burnunuzun arka  tarafından dilinizin arka tarafına doğru akar. Biriken bu salgı da  bakterileri besler ve ağzın kötü kokmasına yol açan uçucu kükürt  bileşiklerini oluşturur.” Önlem ne olabilir: Çalkalama ve tükürme  rutininizi değiştirerek işe başlayın. Rosenberg’in önerisi şöyle: “Ağız  gargarasını sabahtan ziyade gece yatmadan önce kullanın. Geceleri  ağzınız daha az tükürük ürettiği için bakteriler düzenli bir şekilde  temizlenemez.” Bakteriler de ağızda ne kadar çok kalırsa, o kadar çok  kötü kokuya kaynaklık eden kükürt bombaları oluşturur. “Ağzınızı yarım  dakika kadar çalkalayın ve dilinizin arkasını hedef alın. Başınızı  geriye doğru eğin ve burnunuzdan nefes alın” diyor Rosenberg. Eğer bu,  kokuyu ortadan kaldırmaya yetmiyorsa, vücudunuzun diğer bölgelerine de  sıçrayabilecek olan ağır bir sinüs enfeksiyonundan muzdarip  olabilirsiniz. Bu durumda teşhis için bir KBB (Kulak/Burun/Boğaz)  uzmanına başvurun. Onlar sinüslerinizi temizlemek için antibiyotik veya  alerji tedavisi önerebilirler.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Uçuklar&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kabuklu yaralar ne anlatır: Uçuklar hem görünümünüzü bozar hem de  kendinizi kötü hissetmenize neden olur fakat ‘herpes’ virüsünün  kalbinize verebileceği zarar yanında bunlar devede kulak kalır.  Circulation dergisinde yayınlanan bir çalışmaya göre araştırmacılar,  ‘herpes simpleks 1’le (HSV1) enfeksiyon oluşturan bir antikor içen  kişileri dört sene boyunca izledi. Kanında bu antikor bulunanlarda  rastlanan kalp krizi vaka sayısı, bulunmayanlara göre iki kat fazlaydı.  Çünkü sinir sisteminde uyku halinde olan HSV1 stres, hastalık ve  yorgunluk sonucu oluşan uçuklarla birlikte aktif hale geçiyordu.  Doktorlar virüsün aktif hale geçmesiyle koroner atardamarda tehlikeli  derecede pıhtılaşmaya yol açabilecek sinirsel bir tepkiyi  tetiklediğinden şüpheleniyorlar. Önlem ne olabilir: Yoğun dozda stres  uçuğa ve kalp krizine neden olabilir, bu yüzden gerginliğinizi kontrol  etmek sizi bu ikisinden de koruyacaktır. Kısa bir süre önce Almanya’da  yapılan bir çalışmada uçuk çıkaran 21 kişi, stresle baş etmenin  öğretildiği beş haftalık bir hipnoz tedavisine tabi tutuldular. Altı ay  sonra tedavi gören hastaların uçuk semptomlarında yüzde 43’e kadar  azalma kaydedilirken, stres seviyelerinde de önemli düşüşler gözlendi.  Siz de konusunda uzman bir hipnoterapiste başvurabileceğiniz gibi yoga,  tai chi, meditasyon gibi kız işi olarak görmekle hata yaptığınız diğer  stres azaltıcı yöntemleri deneyebilirsiniz. Zira araştırmalar bu  yöntemlerin gerginliği bastırma konusunda faydalı olabildiğini ve  bağışıklık sistemini güçlendirebildiğini gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kanayan diş eti&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Diş etlerinin kanaması ne anlatır: Tamam son zamanların en popüler  erkekleri vampirler olsa da gerçek hayatta işler tamamen farklı dönüyor.  Diş fırçası üzerinde gördüğünüz kan, ciddi bir enfeksiyonun habercisi  görevi görür. Dr. Zero’ya göre bu, sağlıksız bir ağzın da ilk  göstergesi. Yemek yedikten sonra dişlerinizin üzerinde bakterilerle dolu  bir tabaka oluşur. Bu tabaka dişle diş etinin birleştiği yerde  birikerek diş etlerinde plak oluşumuna yol açar. Üstelik bu durumdaki  tek riskli durum sadece diş kaybı ve kalp hastalıkları da değil: Dişeti  iltihabı ölümcül bir kansere de yol açabilir. Harvard Üniversitesi’nde  52.000’den fazla erkek üzerinde yapılan bir çalışmaya göre dişetlerinde  enfeksiyon bulunanlar, bulunmayanlara oranla pankreas kanserine  yakalanmaya yüzde 69 daha eğilimli. Suçlununsa, sindirimi kolaylaştıran  kimyasallarla tepkimeye girip, kanser hücresinin gelişimine uygun  koşulları hazırlayan bakteriler olduğu düşünülüyor. Önlem ne olabilir:  Şeker hem ağzınızın hem de pankreasınızın düşmanıdır. Tatlı şeyler plak  oluşumlarını hızlandırarak dişeti iltihabının daha da kötü hale  gelmesine neden olur. American Journal of Clinical Nutrition  dergisindeki bir araştırmada kahve, çay veya kahvaltılık gevreğine  düzenli olarak şeker katanların, katmayanlara oranla yüzde 69 daha fazla  pankreas kanseri geçirme riski taşıdıkları belinlendi. O yüzden fincan  ya da tabağınıza kaşık kaşık şeker atmak yerine yapay tatlandırıcılar  kullanın veya ceviz yiyin. Zira cevizde, pankreas kanseri riskini yüzde  70 civarında azaltan metiyonin adlı bir aminoasit bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hassas dişler&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Dişleriniz ne anlatır: Mide asitlerinin taarruza geçtiğini gösterir.  Mideniz yediklerinizi parçalamak için sindirimi kolaylaştıran sıvılar  içerir. Fakat asit midenizin üst bölümüne çıkıp mide ekşimesine neden  olduğu zaman, ağzınıza kadar ilerleyebilir ve diş minesini eriterek  dişlerinizi hassaslaştırabilir. Valencia Üniversitesi’nde yapılan bir  araştırmada, 253 kişinin ağzında yapılan tahlil sonuçlarına göre, reflü  hastaları mide ekşimesinden şikayetçi olmayanlara nazaran üç kat daha  fazla oranla diş erozyonuna maruz kalıyor. Dahası eğer reflü dişlerinizi  zedeleyecek boyuttaysa, bu durum daha ölümcül bir hasara da neden  olabileceği anlamına geliyor. Çünkü kronik mide ekşimesi, yemek borusu  kanserine yol açabiliyor.&lt;br /&gt;Önlem ne olabilir: Gazlı içecekler diş minesini zedeler ve mide  ekşimesini daha da kötü hale getirir. Michigan Üniversitesinden  gastroenteroloji profesörü William Chey bu tür içecekler hakkında şöyle  diyor: “Gazlı içeceklerdeki karbonasyon midenizin genişlemesine neden  olur. Bu da, mide asidinin yükselmesinde tıpa görevi üstlenen özofagus  sfinkterinin patlamasına neden olabilir.” Güney Carolina Üniversitesi  Tıp Fakültesi doktorları da gazlı içecek tüketen kişilerin  boğazlarındaki asidi ölçtüklerinde, sonuçların kronik reflü hastalarıyla  aynı olduğunu ortaya çıkardı. Bu yüzden meşrubatlar yerine suyu tercih  edin ve diş minesini tamir eden mineraller içeren tükürüğün  salgılamasını artırmak için şekersiz sakız çiğneyin.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çatlak dudaklar&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kavrulmuş dudaklarınız size ne anlatır: Dr. Raybould’a göre yeterli  seviyede güneş koruması kullanmazsanız, dudaklarınızda deri kanseri  oluşabilir. Üstelik alt dudağınız yassı hücreli kanserin başladığı  yaygın bölgelerden biri olduğundan, ağzınızda kök saldığı zaman kısa  sürede yayılmaya da meyillidir. Önlem ne olabilir: Dışarıya çıkacağınız  zaman güneş koruma faktörlü bir dudak kremi kullanın. Pek çok eczanede  bulabileceğiniz bu kremden arabanızda da bir tüp bulundurun. Zira UVA  ışınları renksiz araba camlarından içeri geçer ve sizi direksiyon  başında bulur. Ayrıca yeşil çay tüketin. Bu konu hakkındaki çalışmalar  yeşil çaydaki antioksidanların deri kanseri riskini yüzde 70 ila 80  oranında düşürdüğünü gösteriyor.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/452910963851134896-3428177693107813348?l=men-s-health.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://men-s-health.blogspot.com/feeds/3428177693107813348/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/agziniz-alarm-veriyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/3428177693107813348'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/3428177693107813348'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/agziniz-alarm-veriyor.html' title='AĞZINIZ ALARM VERİYOR'/><author><name>dutchland is0</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11483667602125986503</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-452910963851134896.post-3610328214162359408</id><published>2011-11-22T06:58:00.003-08:00</published><updated>2011-11-22T06:58:19.088-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='SAĞLIK'/><title type='text'>ZİHİNSEL STRESİN ÜSTESİNDEN GELMENİN 3 YOLU</title><content type='html'>&lt;h1 class="singlePageTitle"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/h1&gt;&lt;img alt="" class="alignleft" height="300" src="http://www.menshealth.com.tr/images/uploadedimages/Image/Saglik/Genel/zihinselstresinustesindengelmeninucyolu_590.jpg" width="350" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Stanford Üniversitesi Nöroloji Uzmanı Prof. Robert  Sapolsky’ye lotus pozisyonunda oturup meditasyon yapmadan stresi kontrol  etmenin yollarını sorduk. &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;strong&gt;İşte size üç pratik öneri:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;strong&gt;Dizginleri elinize alın&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Kontrol hissiyatı hayatınızdaki pek çok stres faktörünü elimine  etmenizi sağlar. “Bir gönüllüyü kendisinin kontrol edemediği rastgele  gürültülere maruz bırakırsanız, stres seviyesi yükselir. Ancak eğer aynı  gönüllünün eline bir düğme verip, bu düğmeye bastığında mevcut  gürültüyü azaltabileceğini söylerseniz, aynı miktarda gürültü çok daha  az stres tepkisine yol açacaktır” diyor Prof. Sapolsky. Hayatınızı biraz  olsun organize ederek dümenin elinizde olduğunu hissedebilir ve  stresinizi azaltabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Plan yapın&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;“İnsanlar hayatlarındaki bazı şeylerin geliştiğini  düşündüklerinde stresle daha kolay baş ederler” diyor Sapolsky. Bu  yüzden her zaman, hayatınızda daha iyiye doğru gitmesi için çalıştığınız  bir şeyler olsun. Daha fit bir vücuda kavuşmak, iş yerinde terfi etmek,  üyesi olduğunuz gönüllü organizasyonun gelişmesini sağlamak ya da yeni  bir yabancı dil öğrenmek… Planınız herhangi bir şey olabilir, yeter ki,  geleceğe dair bir umudunuz olsun. Geleceğe ilişkin umut taşımak stresi  daha iyi yönetmenizi sağlar.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Bir huzur anı yaratın&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Fransız filozof Simone Weil’in dediği gibi “Dikkatinizi  dağıtmadan zihninizi tek bir şey üzerinde yoğunlaştırdığınız her durum  meditasyon yerine geçer.” Her gün belirlediğiniz bir zaman dilimi  içerisinde zihninizi boşaltarak tamamen tek bir şey üzerine odaklanmaya  özen gösterin. Bu süre zarfında ister golf oynayın, ister köpeğinizi  gezdirin, ister kitap okuyun, isterseniz müzik dinleyin, tercih size  kalmış. Bu şekilde, ibadet eden Budistlerin sükûnetine de  kavuşabilirsiniz.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/452910963851134896-3610328214162359408?l=men-s-health.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://men-s-health.blogspot.com/feeds/3610328214162359408/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/zihinsel-stresin-ustesinden-gelmenin-3.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/3610328214162359408'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/3610328214162359408'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/zihinsel-stresin-ustesinden-gelmenin-3.html' title='ZİHİNSEL STRESİN ÜSTESİNDEN GELMENİN 3 YOLU'/><author><name>dutchland is0</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11483667602125986503</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-452910963851134896.post-6824753605696990351</id><published>2011-11-22T06:57:00.001-08:00</published><updated>2011-11-22T06:57:30.166-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='spor'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='SAĞLIK'/><title type='text'>YORGUN UYANMA! GÜNE ENERJİ DOLU BAŞLA</title><content type='html'>&lt;img align="left" alt="" class="alignleft" height="350" hspace="5" src="http://www.menshealth.com.tr/images/uploadedimages/Image/Saglik/Genel/yorgunuyuma_590.jpg" style="margin-left: 5px; margin-right: 5px;" width="350" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Onlarca kere ertelediğiniz alarmlar… Bir türlü yataktan  enerjik kaldıramadığınız vücudunuz… Uyandıktan sonra öğle vakti gelmeden  ayılamayan bir beyin ve önünü göremeyen gözler…&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;strong&gt;Tanıdık mı geldi? Eğer öyleyse, 3 adımda gününüze ideal başlangıcı yapmayı öğrenin.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;1 Doğru zamanda uyuyun&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Uykunun en kaliteli zaman aralığı, vücudunuzun ve  zihninizin kendini yenileyeceğini varsaydığı, saat 22:00 ile sabah 6:00  arasındadır. Yani gün içinde alacağınız 7-8 saatlik uykuyu bu zaman  aralığına sıkıştırmaya uğraşın. Ayrıca odanızı ne kadar karanlık ve  havalandırılmış vaziyette tutarsanız o kadar verimli uyursunuz. Uykunuzu  bölebilecek olan sesli ve ışıklı elektronik eşyaları kapatın. Ayrıca  ergenler gibi öğlene kadar uyumayı bırakın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;2 Akıllı atıştırın&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Size aniden enerji verebilecek sihirli bir yiyecek  yoktur. Ancak yatmadan önce atıştıracağınız besinler mineral ve  magnezyum açısından zengin olmalıdır. Kestane, çekirdek ve yoğurt bu  besinler için en iyi örneklerdir. Daha iyi uyumanızı ve sabah daha  enerjik uyanmanızı sağlarlar. Neuropsychobiology araştırmacıları  yaptıkları deneyde, daha az magnezyum alan farelerin uykularının hafif  ve kısa olduğunu tespit ettiler.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;3 Kafeini ve dönüp durmayı bırakın&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Eğer uyumadan önce olduğunuz yerde dönüp duruyorsanız  kendinizi dinlenmiş hissederek uyanamayacaksınız. Ayrıca yatmadan önce  metabolizmanızı hızlandıracak kafein, tein ve alkol içeren içecekleri  tüketmeyi bırakın. Böylece vücudunuz kendini uykuya hazırlayabilir ve  sabah tamamen şarj olmuş vaziyette uyanabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;4 Ajandanızı ayarlayın&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Yatağınızın kenarına bir kağıt ve kalem koyun. Uyanır  uyanmaz o gün gerçekleştireceğiniz üç şeyi not edin. Biri iş, biri spor  biri de eğlenceyle ilgili olsun… Yapacaklarınıza dair kesin bir liste  oluşturmak, size güne dinç başlamak için gereken motivasyonu ve enerjiyi  verir. Ayrıca üretken ve iyimser olmanızı sağlar. Tabi ki yapacaklar  listenizde “patronla kavga et”, “sevgilinden ayrıl” gibi maddeler yer  alıyorsa menshealth.com.tr adresinden bunları yıpranmadan nasıl  yapacağınıza dair makaleleri okuyabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;5 Gün için enerji depolayın&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Sabah yediğiniz poğaçalar ve tostlar size istediğiniz  enerjiyi ve mutluluğu sağlamaz. Güne protein, kompleks karbonhidrat ve  gerekli yağı almak vücudunuzun ve zihninizin güne hızlı başlamasını  sağlar. Bir bardak taze sıkılmış meyve suyu, yumurta, badem, yaban  mersini, bal ve tahılla gibi gıdalar tüketirseniz siz de gün içinde  farkı hissedeceksiniz.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;6 Harekete geçin&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Uyanır uyanmaz acıkmıyor musunuz? İştahınızı kendiniz  düzenleyebilirsiniz. Spor kıyafetlerinizi yatağınızın yakınına  yerleştirin. (Tabi bir önceki günden kalanlar olmasın!) Alarm çalar  çalmaz uyanıp kıyafetlerinizi üzerinize geçirin. Siz daha anlamadan  kalbiniz hızla atmaya başlayacak ve uyanmış olacaksınız. Ayrıca günlük  basit egzersizinizi de yapmış olacak ve spordan döndüğünüzde çoktan  acıkmış olacaksınız.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;7 Pozitif düşünün&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Her sabah yataktan zıplayarak uyanmanın en iyi yolu  ertesi gün yapacak bir şeyinizin olmasıdır. Sevdiğiniz bir aktivitenin  planını yapın ya da yeni bir hobi edinin. Asla vakit bulamadığınız bir  şey olabilir. (“Nereden çıktı şimdi bu? Kim yapacak hobi filan?”  demeyin; başlığa bakın. Pozitif düşün diyoruz işte…) Bunu şimdi, şu anda  yapın. Sabahları daha pozitif, motive ve dinç uyandığınızı fark  edeceksiniz.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/452910963851134896-6824753605696990351?l=men-s-health.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://men-s-health.blogspot.com/feeds/6824753605696990351/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/yorgun-uyanma-gune-enerji-dolu-basla.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/6824753605696990351'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/6824753605696990351'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/yorgun-uyanma-gune-enerji-dolu-basla.html' title='YORGUN UYANMA! GÜNE ENERJİ DOLU BAŞLA'/><author><name>dutchland is0</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11483667602125986503</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-452910963851134896.post-1659898003204556336</id><published>2011-11-22T06:56:00.001-08:00</published><updated>2011-11-22T06:56:24.763-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='SIÇRA VE SAKATLANMA'/><title type='text'>SIÇRA VE SAKATLANMA</title><content type='html'>&lt;img align="left" alt="" border="5" class="alignleft" height="350" hspace="5" src="http://www.menshealth.com.tr/images/uploadedimages/Image/Saglik/basket.jpg" style="border: 5px solid black; margin-left: 5px; margin-right: 5px;" width="350" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;İyi zıplamayı öğrendiniz. Peki nasıl iniş yapacağınızı da biliyor musunuz?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;div&gt;Ön çapraz bağlarınızdan sakatlanmak istemiyorsanız, sıçradıktan sonra yere nasıl indiğinize dikkat edin.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Journal of Biomechanics’deki bir araştırmaya göre, basketbol  oynarken sıçradıktan sonra dizlerini kırarak ayak parmaklarının üzerinde  yere inenlerin, ön çapraz bağlarına yüzde 56 oranında daha az yük  biniyor.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/452910963851134896-1659898003204556336?l=men-s-health.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://men-s-health.blogspot.com/feeds/1659898003204556336/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/sicra-ve-sakatlanma.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/1659898003204556336'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/1659898003204556336'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/sicra-ve-sakatlanma.html' title='SIÇRA VE SAKATLANMA'/><author><name>dutchland is0</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11483667602125986503</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-452910963851134896.post-6952435006426575851</id><published>2011-11-22T06:54:00.001-08:00</published><updated>2011-11-22T06:54:48.819-08:00</updated><title type='text'>UZUN HAYATA GİDEN KÜÇÜK ADIMLAR</title><content type='html'>&lt;h1 class="singlePageTitle"&gt;&lt;img alt="" class="alignleft" height="400" src="http://www.menshealth.com.tr/images/uploadedimages/Image/Saglik/Genel/uzunhayatagidenkucukadimlar_300_400.jpg" style="font-size: medium; font-weight: normal;" width="300" /&gt;&lt;strong style="font-size: medium;"&gt;Ömrunuzu uzatmak istiyorsanız, küçük adımlar ile işa başlayın…&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/h1&gt;&lt;div&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;2 Yıl&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Evinizi değiştirin. Kasabada yaşayan insanlar şehirde yaşayanlara oranla iki yıl daha uzun ömürlü oluyorlar.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;ABD Ulusal İstatistik Ofisi&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;4 ½ Yıl&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;İsminizi değiştirin. Yapılan araştırmalarda, ismi  pozitif anlamlar içeren insanların olumsuz ya da şiddet içerenlere göre  4,5 yıl daha uzun yaşadıkları saptandı.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Journal of Psychomatic Research&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;5 Yıl&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Eğer haftada üç sefer küçük bir parça bitter çikolata yerseniz  hiç tatlı yemeyen insanlara göre beş yıl daha uzun ömürlü oluyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Harvard Üniversitesi&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;strong&gt;5 ½ Yıl&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;Sadece tıraş olarak 5,5 sene geriye gitmeniz mümkün.  Tıraş bıçağının cilde değmesi kolajen üretimini sağlıyor ve bu da  cildinizi yumuşatarak daha genç görünmesini sağlıyor.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Northumbria Üniversitesi&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;12 Yıl&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Eğer haftada 3 kere, tenis, jogging, yürüme gibi fiziksel aktiviteler yaparsanız ömrünüzü 12 yıl uzatmanız mümkün.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;British Journal of Sports Science&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;15 Yıl&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Az yiyin ve uzun yaşayın. Günde sadece 1500 kalori tüketerek yaşamak ömrünüze 15 yıllık bir zaman dilimi ekliyor.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Arizona Tıp Okulu&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/452910963851134896-6952435006426575851?l=men-s-health.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://men-s-health.blogspot.com/feeds/6952435006426575851/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/uzun-hayata-giden-kucuk-adimlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/6952435006426575851'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/6952435006426575851'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/uzun-hayata-giden-kucuk-adimlar.html' title='UZUN HAYATA GİDEN KÜÇÜK ADIMLAR'/><author><name>dutchland is0</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11483667602125986503</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-452910963851134896.post-589601516803943983</id><published>2011-11-22T06:51:00.001-08:00</published><updated>2011-11-22T06:51:10.692-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='böbrek'/><title type='text'>FİLTRELERİ TEMİZLEYİN</title><content type='html'>&lt;h1 class="singlePageTitle"&gt;FİLTRELERİ TEMİZLEYİN&lt;/h1&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Farkında olmayabilirsiniz. Ancak organlarınız, vücudunuza  sızmaya çalışan yabancı maddelerle her gün amansız bir mücadele veriyor.&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; O çok sevgili otomobilinizi, yılda birkaç kez servise götürüyorsunuz  değil mi? Tamirciniz de hava filtresini gösterdikten sonra yine aynı  diyalog vuku buluyor: “Bak gördün mü yine ne hale gelmiş. Artık bunun  yenisini takalım.” Peki, ciğerlerinizin de motorunuzla aynı havayı  teneffüs ettiğini ya da karaciğer ve böbreklerinizin de tıpkı bir yağ  filtresi gibi bozulabildiğini hiç düşündünüz mü? Oysa bu organlar  sindirim ve lenf sisteminizle birlikte kanınızı temizliyor ve atıkları  ayıklıyor. Onları ihmal etmek ise hipertansiyondan astıma kadar pek çok  ciddi hastalığa davetiye çıkarmanız anlamına geliyor.&amp;nbsp; Lenf sisteminiz  için yapılacak bir şey zaten yok (zira o kendi kendini temizliyor) ama  diğerlerini temiz tutmanız mümkün.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;FİLTRE 1: KARACİĞER&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Çok fonksiyonlu mucizeniz&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Karaciğerinizin ‘happy hour’larda kötüye kullanılmak için mi  orada durduğunu sanıyorsunuz? Belki de, ancak bu durum içkiyi  abartmanızı gerektirmiyor; zira bu 1,5 kilogramlık organın  (vücudunuzdaki en büyük organ) alkolü işlemek dışında en az 250  fonksiyonu daha var. İlk olarak kanınızdaki bakteri ve kirletici  maddeleri temizler. Ayrıca sindirilme ve emilme işlemlerinde yağı  parçalayan ve yapışkan bir madde olan ödü de üretir. Ancak ne yazık ki,  fazla alkol ya da kötü bir beslenme düzeni tüm bu fonksiyonlara zarar  verir.&lt;br /&gt;Temiz tutun Spor salonunda günde 10 dakika vakit geçirmek  karaciğerinizin tüm görevlerini layıkıyla yerine getirmesini sağlıyor.  Hepatology dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre ‘alkolden  kaynaklanmayan yağlı karaciğer hastalığı’ olan kişilerin 3 ay boyunca  egzersiz sürelerini haftada 60 dakikaya çıkardıklarında karaciğer  problemlerine neden olan enzim seviyelerinde düşüş kaydedildiği görüldü.&lt;br /&gt;Ancak tüm bu kazançlar çok fazla alkol tükettiğinizde tarih oluyor.  Arada sırada bira içmek sorun yaratmasa da, tek bir seferde 5 ve üstü  sayıda kadeh yuvarlamaktan kesinlikle kaçının. Aslında en önemlisi neyi  ‘içki’ olarak kabul ettiğinizi bir daha gözden geçirmek… Standart bir  içki 17 gram alkol içerir. Ancak Alcohol Research Group of the Public  Health Institute’un 2008 yılında yaptığı bir araştırmaya göre,  barlardaki ortalama bir şarap kadehinde %43 daha fazla alkol bulunuyor.  Bu oran ortalama bir birada %22, kokteyllerde ise %32 daha fazla.  Kısacası siz havada uçuşan kadehleri sınırladığınızı düşünseniz bile  fark etmeden zannettiğinizden daha fazlasını vücudunuza alıyor  olabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;FİLTRE 2: BÖBREKLER&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Kan dengeleyiciler&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Böbrekleriniz yorulmak nedir bilmez. Her gün hiç ses çıkarmadan  vücudunuzdan 1,8 litre atık gönderir ve su filtreler. Bu işlem  sayesinde kanınızdaki maddeleri dışarı atarak kan basıncınızı düzenler.  Böylece kan hacminiz düşer ve kalbiniz üzerindeki stres kontrol altına  alınır. Böbrekler aynı zamanda vücudunuzdaki elektrolitleri de dengeler.  Aksi halde, yüksek sodyum hipertansiyona, yüksek potasyum ise anormal  kalp ritmine neden olabilir. Böbreklerinizin tam kapasite  çalışamadığının göstergesi pembemsi idrar, el ve ayakta şişlikler ve alt  sırt bölgesinde sürekli devam eden ağrılardır.&lt;br /&gt;Temiz tutun Su tüketimi konusunda beklentileri karşılayamadığınız  takdirde, böbrekleriniz vücudunuzdaki sıvıları dengeleme konusunda  mücadele ederken hücre hasarları yaşanabilir. Her gün en az 2,5 litre su  için. Üstelik her gün yeterli miktarda su içerek böbreklerinizde taş  oluşmasını da engellersiniz. Aslında bu sert kütleler oksalat, fosfat ya  da diğer kimyasalların kalsiyumla birleşmesi sonucunda oluşan küçük  kristallerdir. Asıl bu kristaller birbirine bağlandığında, işte o acı  verici durum ortaya çıkar. Zira böbreklerinizdeki sıvı akışı  engellendiği için ciddi bir acıya (işkenceden farksız olduğunu  söyleyenlerin sayısı küçümsenebilecek gibi değil) neden olabiliyor.  Çözüm ise basit. Günlük likit alımınıza 2,5 litrelik suyun yanı sıra 1  bardak da portakal suyu ekleyin. Portakal suyu idrarınızda sitrat  seviyesini artırarak kristalizasyonu ve birleşmelerde çimento görevi  gören kalsiyumu azaltıyor.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;FİLTRE 3: AKCİĞERLER&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Kötü hava savaşçıları&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;İşte size korkunç bir gerçek: Akciğerleriniz dış çevrenin  şartlarına sürekli olarak maruz kalan tek iç organınızdır. Havada yüzen  maddelerle mücadele etmek durumunda olan ciğerleriniz ise içeri giren  kimyasal maddeler, bakteriler ve virüsleri bir nevi süpüren ince  tüylerle kaplıdır. Ciğerleriniz aynı zamanda hayatınızı sürdürmenizi  sağlayan havadan oksijeni alıp yerine karbondioksit verme görevini de  gerçekleştirir. Ancak hava yoluyla gelen yapışkan maddelere düzenli  olarak maruz kalmak bu süreci bozarak bronşit ve astım gibi hastalıklara  neden olabilir.&lt;br /&gt;Temiz tutun National Institute of Health’in araştırmasında daha çok  elma yiyenlerin, daha az yiyenlerden %33 daha az oranda kronik balgamlı  öksürük sorunu yaşadıkları görüldü. Elmanın kabuğundaki pektin ve  antioksidanlar ciğerlerinizdeki enflamasyonu azaltabiliyor. Dahası  solunum sisteminin düşmanı olan ozon kirliliğinin yüksek olduğu günlerde  de içeride kalmaya özen gösterin. Zira bu kirletici madde solunum  yollarınızı daraltan enflamasyonlara neden olur. Eğer açıkhavada  yaptığınız koşu sonrası alışık olmadığınız kadar soluk soluğa  kalıyorsanız, ozona karşı hassas olmanız mümkün. Günlük ozon  seviyelerini Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü’nün sitesi olan  ‘www.dmi.gov.tr’den takip edebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;FİLTRE 4: SİNDİRİM SİSTEMİ&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Besin işleyici&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Akşam yemeği diye midenize gönderdiğiniz pizzanın neler  yaşayacağını bilmiyor olabilirsiniz ama vücudunuz biliyor. Yemek borunuz  boyunca ilerleyen pizza, mide, ince ve kalın bağırsağınıza ulaşır.  Sindirim siteminiz, bu yol boyunca ihtiyacınız olanları (protein,  karbonhidrat, yağ, vitamin ve mineraller) olmayanlardan ayırır.  Emilimdeki herhangi bir problem ve tıkanıklık vücudunuzun besinleri  almasına engel olur. Bu problem herkesin sık sık şikâyet ettiği mide  yanmasının sebebidir.&lt;br /&gt;Temiz tutun Arada sırada olan yanmalar zararsız olsa da, bu  nöbetlerin sıklaşması (haftada ikiden fazla) halinde yemek borunuzda  yaralar açılır, bu da besinlerin yol üzerinde yapışmalarına neden olur.  Asit gidericiler kullanmak acıyı hafifletse de, bu atakları  engelleyemez. Eğer mide yanması sizin için kronik bir sorunsa, beslenme  düzenizi gözden geçirin. Tetikleyici besinleri acilen kesin veya bir  hafta sonra tekrar düzeninize ekleyin ya da çok küçük parçalar halinde  tüketin. En sık rastlanan tetikleyiciler ise kafein, soğan, çikolata,  asitli meyveler, sarımsak ve domatestir.&amp;nbsp; Sindirim yolunuzun önündeki  mayınlardan bir diğeri ise fıtık… Hani şu kaynınızda da olan hastalık!&amp;nbsp;  Fıtık, iç organlarınızın bir parçası (sıklıkla da bağırsaklar) dışarı  fırladığında ve karın kaslarınızı engellediğinde ortaya çıkar. Bu durum  ağırlık antrenmanı yaparken aşırı çalışmanın sonucunda da oluşabileceği  için şu tüyomuzu uygulayın. Ağırlık kaldırmadan önce midenizi sanki  birazdan bir yumruk yiyecekmiş gibi ancak bir yandan da nefes alabilecek  şekilde sıkıştırın. Bu hareket karın duvarınızı çevreleyen kasları  destekler ve çalıştırır. Plank egzersizleri de karın kaslarınızı  güçlendirmek ve fıtık ihtimalini düşürmek için bire birdir.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/452910963851134896-589601516803943983?l=men-s-health.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://men-s-health.blogspot.com/feeds/589601516803943983/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/filtreleri-temizleyin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/589601516803943983'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/589601516803943983'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/filtreleri-temizleyin.html' title='FİLTRELERİ TEMİZLEYİN'/><author><name>dutchland is0</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11483667602125986503</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-452910963851134896.post-8205126953575446026</id><published>2011-11-22T06:49:00.001-08:00</published><updated>2011-11-22T06:49:25.958-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='genclik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='erkekler'/><title type='text'>D VİTAMİNİNE İHTİYACINIZ VAR</title><content type='html'>&lt;h1 class="singlePageTitle"&gt;D VİTAMİNİNE İHTİYACINIZ VAR&lt;/h1&gt;&lt;img align="left" alt="" height="450" hspace="5" src="http://www.menshealth.com.tr/images/uploadedimages/Image/Saglik/Genel/dvitamini_450.jpg" width="300" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;D vitamini eksikliği sonucu gelişen kalp hastalıkları, kolon ve prostat kanseri, yüzyılın salgını haline gelmek üzere…&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; Hayır, kesinlikle 37 yaşımda ölmek istemiyorum!” Bunlar, üç yıl önce  bir yaz mevsiminde yanağımdaki pembe şişliği göstermeye gittiğim  dermatolog, bana cilt kanseri olduğumu söylediğinde ağzımdan çıkan ilk  sözlerdi. Ben cenaze törenimi hayal etmeye başlamışken o büyük bir  soğukkanlılıkla beni sakinleştirmeye çalışıyordu: “Tek seçeneğin ölmek  değil.” Neyse ki henüz hastalığın başlangıç aşamasındaydım. Dahası  yanağımdaki kitleden kurtulmak için ‘kes ve dik’ kadar basit bir  operasyon yeterliydi. Hatta emin olun iki ay önce yaptırdığım kanal  tedavisi bile benim için daha acılı bir süreçti.&lt;br /&gt;Neyse, dişçi maceramı bir başka yazıya bırakarak asıl konuya gelelim.  Dermatolog randevum sonrası güneşten korunma konusunda kesinlikle daha  bilinçli olmaya başlamıştım. Güneşe çıktığım her an hemen kızaran,  yoğurt beyazı kıvamındaki tenime yüksek koruma faktörlü güneş kremi  sürüyordum. Halı saha maçı yaparken bile. Ne de olsa 37 yaşında Azrail’i  yendikten sonra 47’imde kazanmasına izin veremezdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;Ancak büyük bir sorunum vardı: Cildimi korumak adına aldığım bu  önlemler hayatıma mal olabilirdi. En azından bazı bilim insanlarının,  benim gibi güneşe karşı fobik davranışlar gösterenlere yaptığı uyarı  buydu. Onlara göre güneşe karşı fazla tedbirli olan bizim gibi insanlar  ultraviyole ışınlardan gelen D vitaminini alamıyorlardı.&lt;br /&gt;2002 yılında yapılan bir araştırmaya göre, ABD’nin kuzey kentlerinden  biri olan Boston’da 18 ila 29 yaşındaki sağlıklı kişilerde kış mevsimi  sonunda belirgin bir D vitamini eksikliğine rastlanıyordu. Nutrition  Reviews dergisinde yer alan ve beş ayrı çalışmanın sonuçlarını  birleştiren makaleye göre, Kuzey Amerika’daki D vitamini eksikliği,  zannedilenden daha yaygın.&lt;br /&gt;Biliyorum, “Daha fazla miktarda D vitaminine ihtiyacınız var” lafı  size “Oğlum üstünü sıkı giyin dışarısı soğuk” diyen annenizi  hatırlatıyor. Ne var ki bu uyarıya gerçekten kulak vermeniz gerekiyor.  Zira uzmanlara göre D vitamini eksikliğinin (vücudumuzun kalsiyumu  kullanmak için ihtiyaç duyduğu ve sağlam kemikler için gereken hayati  madde oluyor kendisi) kalp krizi, kolon kanseri ve prostat kanseri gibi  pek çok hastalığın nedeni olma ihtimali yüksek! Öyle ki Cancer  dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre D vitamini eksikliği, her yıl  23.000 yeni kanser vakasına yol açabilecek potansiyele sahip ciddi bir  sorun. D vitamini üzerine yaptığı çalışmalarla ün salan ve Boston  Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde çalışan Dr. Michael Holick’e göre kimse  bu salgının farkında değil. Holick “Herkesi etkiliyor; çocukları, tüm  yetişkinleri, tüm cinsiyet ve ırkları” diyerek tehlikeye işaret ediyor.&lt;br /&gt;Neyse ki yeteri kadar D vitamini almak çocuk oyuncağı… Çünkü bu,  nefes almak gibi bilinçsizce yaptığımız bir şey. Gündüz dışarıdayken  güneşten yayılan UVB ışınları cildinizdeki bir enzimi harekete  geçiriyor. Böylece hızlı bir şekilde D vitamini üretilerek vücudunuza  gönderiliyor.&lt;br /&gt;Ne yazık ki pratikte bazı şeyler bu sürece engel oluyor. Bunlardan  ilki bulunduğunuz coğrafya… Ekvator çizgisinden ne kadar uzaktaysanız,  güneş ışınları o kadar yatay bir açıyla gelir ve UV ışınları da o kadar  zayıf olur (coğrafya derslerinden tanıdık geldi değil mi?). Örneğin 42˚  Kuzey paralelini düşünelim: Bu bölgede yaşayan kişilerin kışın yeteri  kadar D vitamini üretmeleri zor (neyse ki 36-42 kuzey paralelleri  arasındaki Türkiye, bu tehlike sınırını ucu ucuna geçiyor). İkinci  olarak, koyu renk tenli kişiler diğer bir dezavantajlı grup, zira deri  pigmentleri UV ışınlarının emilimini ve D vitamini sentezini sınırlıyor.&lt;br /&gt;D vitamini üretimindeki son engelse çevre. Bunu anlamak için biraz  modern Avrupa tarihini bilmemiz gerekiyor. 1900’lü yılların hemen başına  gidin ve endüstri devriminin ilk günlerini hayal edin. Endüstri  devrimiyle birlikte nüfusun büyük bir kısmı kitleler halinde şehirlere  göç etti ve karanlık, izbe apartmanlarda yaşamaya başladı. Üstüne&amp;nbsp;  fabrikaların bacalarından çıkan dumanlar gökyüzünü kapladı. Sonuçta UV  ışınları insanların cildine daha az ulaşmaya başladı ve D vitamini  eksikliği ortaya çıktı. Öyle ki Dr. Holick’e göre geçtiğimiz yüzyılın  sonunda Boston’da doğan çocukların yüzde 80’inde raşitizm vardı.&lt;br /&gt;Bazı ülkelerde D vitaminiyle güçlendirilmiş sütler raşitizm  problemini çözebilse de araştırmalara göre sırtımızı dayadığımız süt o  kadar da güvenilir değil. New England Journal of Medicine dergisinde  yayınlanan ve 42 değişik marka süt üzerinde yapılan araştırma da bu  sütlerin 26’sının etikette yazan 400 IU D vitaminine sahip olmadığını  gösterdi.&lt;br /&gt;Aslında sütler vaat ettikleri miktarda D vitamini içerseler bile  vücudumuzun asıl ihtiyaçlarını karşılamaktan uzaklar. Yetişkinler için  önerilen günlük D vitamini miktarı 200 IU olsa da kan seviyemizi olması  gereken yerde tutmak için beş kat daha fazlasına ihtiyacımız olduğuna  (1.000 IU) dair bir fikir birliğine doğru gidiliyor. Ancak bunu sadece  beslenme yoluyla almanız da neredeyse imkansız. Zira doğal olarak yüksek  D vitamini seviyesine sahip tek besin kaynağı soğuk su balıkları.  “Günlük D vitamini ihtiyacınızı temin etmeye başlamak için bile  multivitamin almak, iki bardak süt içmek ve her gün somon balığı yemek  zorundasınız” diyor sürekli acı haberler veren Dr. Holick.&lt;br /&gt;Dr. Holick, 30 yıldır D vitamini üzerine çalışıyor. Bu konuda yazdıklarıyla da çok sayıda dermatoloğun oklarını üstüne çekmiş.&lt;br /&gt;Bir bakıma, dermatologları bu katı tutumları için suçlamak da zor.  Zira kanser vakaları arasında en çok görülen üçüncü tür olan cilt  kanserinin kurbanları her yıl gitgide artıyor. Aslına bakarsanız Dr.  Holick de cilt kanserinin önemli bir problem olduğunu inkar etmiyor ve  güneş altında birkaç dakika geçirdikten sonra güneş kremi kullanmayı  öneriyor.&lt;br /&gt;Zaten bazı dermatologların iki büyük nüfus grubu üzerine yaptıkları  çalışmalar da bu kaygıları doğruluyor. NASA doktorlarından William Grant  birkaç yıl önce yaptığı araştırmada, ABD’nin kuzeyinde yaşayanların,  güneyinde yaşayanlardan bir buçuk kat daha fazla kolon, prostat ya da  göğüs kanserine yakalandıklarını ortaya koydu. Bunun üzerine de tüm ABD  eyaletlerinin UV seviyeleri ve kanser vakaları arasındaki bağı bulmak  üzere araştırmalara başladı. “Düşük UV seviyesi ve 12 farklı kanser türü  arasında bir ilişki buldum” diyor Grant.&lt;br /&gt;Buna benzer bir coğrafi ilişki de güneşe çıkma ve doku sertleşmesi  (skleroz) arasında da bulundu: Örneğin ABD’de MS-Multipl Skleroz  (merkezi sinir sistemini etkileyen ciddi bir hastalık) vakaları kuzeye  doğru gittikçe artıyor. Grant’e göre bu ilişki oldukça önemli: “Tahmin  ediyorum ki ABD’deki MS hastalarının yarısı eğer güney eyaletlerindeki  kadar UVB ışını alabilselerdi MS’e yakalanmazlardı.”&lt;br /&gt;Kısacası D vitamini bir dava konusu olsaydı, Grant’in bulguları  ikinci derecede kanıt sayılabilirdi. Yani etkili ama çok da ikna edici  değil… Daha güçlü bir kanıtsa D vitaminiyle sağlam ve güçlü kemikler  arasında kurulabilir. Yapılan araştırmalara göre düşük seviyedeki D  vitamini sadece kemik erimesi riskini yüzde 300 artırmakla kalmıyor,  aynı zamanda açıklanamayan kemik ağrılarına da neden oluyor.  Araştırmalara göre, sırt ağrısı çekenlerin yüzde 80’inde D vitamini  eksikliği gözlemleniyor.&lt;br /&gt;Daha az somut ama çok daha tehlikeli görünen başka bir durumsa D  vitamini eksikliği ve kanser ilişkisi. Laboratuvar çalışmalarına göre  normal D vitamini seviyelerine sahipseniz, kanser hücreleri gelişmekte  zorlanıyor. Journal of the American Medical Association dergisinde  yayınlanan bir araştırmada, D vitamini açısından güçlü bir beslenme  düzenine sahip kişilerde, kanserli kolon dokularının gelişme riskinin  yüzde 40 azaldığı ortaya çıktı.&lt;br /&gt;Araştırmacılar aynı şekilde D vitamini ve kalp sağlığı arasında da  bir ilişkiye rastladılar. Şöyle ki ekvatordan ne kadar uzakta  yaşıyorsanız, kan basıncınız da o kadar yüksek oluyor.&amp;nbsp; Bu durumda da UV  ışınlarının kuvvetli olduğu yaz mevsimlerinde kan basıncınız düşüyor.  Yani anlayabileceğiniz üzere kan basıncını düzenleyen bizzat D vitamini.  Benzer bir şekilde American College of Cardiology dergisinde yayınlanan  bir araştırma sonucuna göre düşük D vitamini seviyesi kalp  yetmezliğinde de rol oynuyor.&lt;br /&gt;Sonuç olarak tüm araştırma sonuçlarının sizi dehşete düşürdüğüne  eminiz. Ancak bazı bilim insanları hala şüpheci. Özellikle de  dermatologlar. Mount Sinai Tıp Merkezi’nden dermatolog Dr. James  Spencer, “Dr. Holick ve meslektaşları, C vitaminin her türlü hastalıkla  savaşabileceğine takmış Nobel ödüllü bilim insanı Dr. Linus Pauling’i  hatırlatıyor” diyor. “Dr. Pauling için C vitamini neyse Dr. Holick için  de D vitamini o. Bu elbette ki oldukça cezbedici bir fikir: İlaçlarını  al ya da biraz güneşte dur! Her şey harika olacak. Hayat bu kadar basit  olabilir mi?”&lt;br /&gt;Tüm bunlara bakarak siz ne diyorsunuz? D vitamini gerçekten sağlıklı  bir hayatın temelini oluşturan mucizevî bir iksir mi yoksa D vitamini  alma uğruna karşısına çıktığımız güneş, hayatımıza kasteden bir düşman  mı?&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/452910963851134896-8205126953575446026?l=men-s-health.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://men-s-health.blogspot.com/feeds/8205126953575446026/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/d-vitaminine-ihtiyaciniz-var.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/8205126953575446026'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/8205126953575446026'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/d-vitaminine-ihtiyaciniz-var.html' title='D VİTAMİNİNE İHTİYACINIZ VAR'/><author><name>dutchland is0</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11483667602125986503</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-452910963851134896.post-1660517105728511498</id><published>2011-11-22T06:48:00.001-08:00</published><updated>2011-11-22T06:48:36.250-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kalp'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='genclik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='erkekler'/><title type='text'>ERKEKLİĞİNİZİ KORUYUN</title><content type='html'>&lt;h1 class="singlePageTitle"&gt;ERKEKLİĞİNİZİ KORUYUN&lt;/h1&gt;&lt;img align="left" alt="" class="alignleft" height="300" hspace="5" src="http://www.menshealth.com.tr/images/uploadedimages/Image/Saglik/Genel/Erkekliginizikoruyun_320.jpg" style="margin-left: 5px; margin-right: 5px;" width="300" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Bir erkeğin üreme organları birçok teknik sorunla karşılaşabilir. Bu  makaleyi bir arıza tespit rehberi olarak ele alın, faydasını  göreceksiniz.&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; Kadınlar üreme organlarımız konusunda biraz rahatsız. Kızlar  eteklerinin altına külot bile giymiyor (teşekkürler Britney) ama çoğu  erkek İskoç eteği giymeye cesaret edemez. Çocuklar için sakıncalı  filmlerde kadınların pembe kısımları gösterilir ama erkeklerin aleti  siyah bir kutuyla gizlenir. Tıpta kadınların özel bölgelerinin sağlığına  adanmış dört başı mamur bir uzmanlık dalı varken, biz erkekler fıtık  kontrolünden başka bir gerekçeyle doktor muayenehanesinin önünden bile  geçmeyiz. Bütün bunlarda şu anlama geliyor: İş en önemli teçhizatımızı,  yani türümüzü&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt; devam ettirmek için gerek duyduğumuz aletimizi korumaya  geldiğinde gerçek anlamda cahiliz. İnanın bu hiç de iyi bir şey değil,  zira bir erkeğin penis, testis ve prostatının başına bir sürü şey  gelebilir: kaşıntı, enfeksiyon, ağrı, yaralar, oluşumlar, döküntüler,  yanma, sarkma, şişkinlik, tıkanma ve Allah kahretsin ki kanser. Dikkat  etmiyorsanız hasta olur, kısır kalır veya ölebilirsiniz. Oysa çok az  bilgiyle bu musibetlerin çoğunu engelleyebilirsiniz. Nasıl mı? İşe bu  yazıyı okuyarak başlayabilirsiniz. Aşağıdaki senaryolar yüzünüzü  buruşturmanıza neden olsa da en azından başınıza geldiği zaman ne  yapacağınızı bileceksiniz. İşte erkekliğinizi korumanızı sağlayacak  dokuz farklı senaryo ve tedavi seçenekleri.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;strong&gt;Testis torbamda kötü bir ağrı &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;var.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Nedeni&lt;/strong&gt;&lt;em&gt;:&lt;/em&gt; Eğer tam oranızdan bir darbe  almadıysanız, muhtemelen testislerinizden birisi spermatik kordon  denilen şeyin etrafına dolanarak kan akışını kesmiş olabilir. Minnesota  Üniversitesi Tıp Merkezi’nden üroloji cerrahı Dr. Tony Makhlouf , “İpin  ucunda asılı bir top düşünün. İp döndükçe, kıvrılarak düğüm düğüm olur.  Bu esnada bir yandan kısaldığı için top da yükselir.” Bu düğüm yani  testis burulması aniden keskin bir ağrıya neden olur.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tedavisi:&lt;/strong&gt; Hemen acil servise gidiyorsunuz. Baylor  Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Larry Lipshultz, “Eğer dört saat  içinde tedavi edilmezse testislerinizden birisini kaybedebilirsiniz”  diye uyarıyor. Neden işi şansa bırakasınız ki? Acil servisteki doktorlar  sizi ultrasona sokarak testis kordonunuzun gerçekten dolanıp  dolanmadığını kontrol edecek, dolanmışsa işleri yoluna sokmak için bir  üroloji cerrahına görüneceksiniz. Cerrah da her bir testisinizi bir daha  dolanmasın diye testis torbanızın içine dikecek.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Bizim ufaklıklar belli belirsiz bir ağrı çekiyor.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Nedeni:&lt;/strong&gt; Testislerinizden sperm taşıyan sarmal boru  muhtemelen bir bakteriyel enfeksiyon nedeniyle iltihaplanmış olabilir.  Olağan şüpheliler belsoğukluğu, chlamydia ve 40’ın üzerindeki erkeklerde  idrar yolu enfeksiyonudur. Testislerin kendisinde de iltihap  oluşabilir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tedavisi:&lt;/strong&gt; “İki aspirin çakarsam geçer” diye  düşünmeyin. Dr. Makhlouf, “Eğer tedavi edilmezse borular hasar görür ve  tıkanır” diyor. “Kısırlaşabilirsiniz.” Dolayısıyla da doktora  gideceksiniz. Doktorunuz da muhtemelen en az iki hafta süreyle  kullanmanız için antibiyotik yazacak. Şişkinlik ve ağrı üç gün içinde  azalır ama belirtilerin ortadan kalkması aylar sürecektir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Penisimde, testislerimde, karnımın alt bölgesinde ağrım var, bacaklarıma doğru iniyor ve idrara çıkarken bana acı veriyor.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Nedeni:&lt;/strong&gt; Genellikle prostat bezinin iltihaplanmasından  kaynaklanan kronik leğen kemiği ağrısı sendromu. Cleveland Clinic  ürologlarından Dr. Daniel Shoskes, “Bunun nedeni çoğu kez yaralanma,  enfeksiyon ve vücudun bu gibi durumlarda gösterdiği tepkilerin  bütünüdür” diyor.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tedavisi:&lt;/strong&gt; Erkeklerin üçte ikisi, erken aşamada  antibiyotik tedavisinden sonra kendilerini daha iyi hissedecektir. Dr.  Shoskes, enfeksiyon tedavisi sonrasında da iltihabın devam ettiği  hastalarına, iltihabı kurutan bitki kökenli biyoflavonoid preparatlar  yazıyor. Rahatsızlığın görüldüğü bölgede önemli bir reseptörü bloke eden  reçeteli ilaçlar ayrıca ağrıyı da azaltıyor ve idrar akımını  iyileştirebiliyor. Buna rağmen bazı erkeklerin sinir ve kas spazmları  yaşadığı için kas gevşetici almak ve fizik tedavi görmek zorunda kaldığı  biliniyor. Her durumda bir ürologa başvurun ama sıcak banyo yaparak,  alkol, baharatlı gıdalar ve kafeinden uzak durarak derdinize derman  bulabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Testis torbam inanılmaz derecede sarkık, içi kurt dolu bir kese gibi görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Nedeni:&lt;/strong&gt; Bazen, testis torbasını saran damarların  içindeki kapakçıklar iyi kapanmaz;&amp;nbsp; kan damarda birikir ve damar şişer.  Büyüyen damarlar veya varikoseller her zaman acı vermez ama o bölgede  fazla duran kan, testisleri ısıtır. Bu sperm üretimini olumsuz etkiler  (zira sıcaklığın 37˚C’den daha düşük olması gerekir) ve testislerin  vücuttan uzaklaşarak sarkmasına neden olur. Erkeklerin yüzde 20’sinde  varikosel görüldüğünü de ekleyelim.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tedavisi&lt;/strong&gt;: New York Presbyterian Hastanesi erkek  üreme merkezi direktörü Dr. Harry Fisch, “Testislerinizin sarkık  olduğunu düşünüyorsanız, kısırlık konusunda uzman bir ürologa görünün”  diyor. Doktorunuz damarları ayırarak veya bloke ederek kan birikimini  durdurabilir. Bu, hastaneye yatmadan yapılabilecek küçük bir ameliyattır  ve üç hafta içinde yeniden seks yapabilirsiniz. Yalnız üç ilâ dört ay  içinde de bir meni takip tahlili yaptırmanız gerekir. Dr. Fisch, “kısır  erkeklerin yüzde 60’ında meni kalitesi ameliyattan sonra iyileşecektir”  diyor. Dr. Fisch, “Amacınız çocuk yapmak olmasa da&amp;nbsp; ağrınız varsa,  testislerin boyutları da birbirinden farklıysa” sorunun düzeltilmesi  gerektiğini vurguluyor.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Menimin kırmızımtırak bir rengi var ve fışkırmaktan çok damlıyor.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Nedeni:&lt;/strong&gt; Enfeksiyonlar iyileşmeye başladıklarında yara  dokusu oluşabilir ve boşalma kanalında bir tıkanmaya neden olabilir. Dr.  Fisch, “Beş şeritli bir otoyolun iki şeride düşmesi gibidir” diyor.  Renginin kırmızımtırak&amp;nbsp; olması başlangıçtaki enfeksiyondan  kaynaklanıyor. Boşalan sıvı miktarı ortalama bir tatlı kaşığından az&amp;nbsp;  olabilir ve siz orgazma eriştikten sonrada&amp;nbsp; akmaya devam edebilir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tedavisi:&lt;/strong&gt; Sızarak boşalan sıvı ile seks  yapabilirsiniz ama bu bir çuval inciri berbat edecektir. Neyse ki  cerrahi bir çözüm var. Resmi adı, ‘ejakülasyon kanallarının transüretral  rezeksiyonu’ ama söylemesi zor, uygulaması kolay bir ameliyattır. Dr.  Fisch “Sadece yaralı dokuyu kesip alıyoruz; bu da kanalları açıveriyor”  diyor. Yedi ilâ 10 gün sonra da cinsel yaşamınıza kaldığınız yerden  devam edebiliyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;25 yaşındayım ama ereksiyon olmakta güçlük çekiyorum.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Nedeni:&lt;/strong&gt; Amerikan Üroloji Birliği’ne göre ereksiyon  bozukluğu vakalarının yüzde 25’i psikolojik ve ilişkide yaşanan  sorunlardan performans endişesine kadar birçok nedeni olabiliyor.  Örneğin bir erkek aşırı alkol aldıktan sonra bir cinsel deneyim yaşamış  ve ereksiyon sağlayamamış olabilir. Johns Hopkins Brady Üroloji  Enstitüsü üreme tıbbı ve cerrahisi direktörü Dr. Karen Boyle, “Sonraki  cinsel girişimlerinde alkol almamış olsa bile o anı hatırlayacak ve  kendisiyle ilgili bir şeylerin yanlış gittiğini ve ereksiyon  sağlayamayacağını düşünecektir” diyor.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tedavisi:&lt;/strong&gt; Fiziksel etkenlerden kaynaklanmadığı  kesinleşirse, partnerinizi romantik bir kahvaltıdan sonra baştan  çıkarmaya çalışın. Testosteron ve hormon düzeyleriniz sabah 07:00’de  zirve yaptığı için penisiniz emrinize amade olacaktır.&amp;nbsp; Alkol  senaryosundaki gibi çoğu durumda bir ilaç seçeneği de size yardımcı  olabilir. New York Üniversitesi tıp merkezi cinsel sağlık ve erkek üreme  direktörü Dr. Andrew McCullough, “Bu arenada, ekstra bir ereksiyonu  artırıcı ilaç desteği gibi özgüvene yapılacak küçük bir katkı çok işe  yarar” diyor. Eğer hiçbir yöntem işe yaramıyorsa, psikolojik yardım  istemelisiniz.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Kasıklarımda kaşıntılı, kırmızı döküntüler var.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Nedeni&lt;/strong&gt;: Eğer döküntü uyluklarınızdaysa, suçlusu,  yıkamadığınız spor şortlarınız olabilir. Çünkü bu şortlar ılık, nemli  ortamlarda gelişen bir mantar türü olan tinea cruris için bulunmaz bir  yaşam alanıdır. Sporcu kaşıntısı olarak da bilinen bu döküntüler, parlak  kırmızı renkli ve tam da penisin üzerindeyse, cinsel ilişki yoluyla  bulaşan bir mantar da olabilir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tedavisi:&lt;/strong&gt; Önlem olarak nemli spor giysilerinizi  çıkarın ve egzersizden hemen sonra duş alın. Giyinmeden önce bölgeyi  iyice kurutun. Tedavi için reçetesiz satılan ilaçlar mucizeler  yaratabiliyor. Dermatolog Dr. Peter Kopelson “Döküntü probleminin bir  daha oluşmasını engellemek için döküntüler ortadan kaybolduktan sonra  bir-iki hafta daha ilacı kullanmaya devam edin” diyor. Mantar  enfeksiyonlarında kullanılan ve reçetesiz satılan antifungal kremlerden  birini alıp bir hafta boyunca günde iki kez uygulayabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Penisimde karnabahara benzeyen  oluşumlar var; sulu bir sızıntı geliyor; cinsel organlarımda ağrılı  kabarcıklar var, zaman zaman koyu kıvamlı sarı bir akıntıyla  karşılaşıyorum, kasıklarımda kırmızımsı frengi çıbanları var.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Nedenleri:&lt;/strong&gt; Sizde sırasıyla genital HPV, chlamydia,  genital herpes (uçuk), bel soğukluğu, frengi ve molluskum var.  Prezervatif kullanmıyordunuz, değil mi?&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tedavisi:&lt;/strong&gt; Cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusunda  nutuk atacak değiliz ama bilmeniz gereken birkaç şey de var. Öncelikle,  Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi, üç enjeksiyondan oluşan genital HPV  aşısının etkilerini hali hazırda gözlemliyor. Bilmeniz gereken ikinci  konu da şu: Salgın Hastalık Engelleme ve Kontrol Merkezi’nin çalışmasına  göre, 16 ilâ 24 yaşları arasındaki erkeklerin yüzde 8,2’ine chlamydia  bulaşıyor ama belirtiler yalnızca yüzde 2,4’ünde görülüyor. New  York’taki sağlık ve ruhsal hijyenden sorumlu merkezin yaptığı çalışmada,  chlamydia tedavisi gören her sekiz kadından birine, bir yıl içinde  yeniden chlamydia bulaştığı sonucuna varılmış. Yani? Eğer kız  arkadaşınızda chlamydia varsa ve tedavi oluyorsa, ona tekrar  bulaştırmamanız için sizin de önce muayene sonra tedavi olmanız gerek.  Üçüncü olarak şunu da bilin: Amerikan Kozmetik Dermatoloji ve Estetik  Cerrahi Birliği Başkanı Dr. Joel Schlessinger “Molluskum [viral bir  enfeksiyon], üniversitelerde boy gösteren en yeni baş belası” diyor:  “Kabartılar çok bulaşıcı ve hiçbir risk taşımadığı halde sıkıntı  verebiliyor. Tamamen iyileşmesi için bir dizi tedavi gerekebiliyor.”&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Kasıklarımdaki şişlik eğildiğimde veya ağır bir cisim kaldırdığımda acı veriyor.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Nedeni:&lt;/strong&gt; O buzdolabını tek başına hareket ettirmeye  çalışmayacaktınız. Kasık fıtıkları, bağırsakların bir kısmı doğuştan  zayıf olan karın duvarından dışarı fırladığında oluşur. Dr. Fisch, “Çoğu  zaman büyük bir gerilme olayından kaynaklanır” diyor ama basit bir  hapşırık bile buna neden olabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tedavisi&lt;/strong&gt;: Küçükse ve sizi rahatsız etmiyorsa, hiçbir  şey yapmaya gerek olmayabilir. Eğer büyüyorsa ve ağrı da varsa leğen  kemiğiniz başınızdan yukarıda olacak şekilde uzanmak rahatsızlığı  azaltabilir. Yine de cerrahi müdahaleye gerek duyacaksınız. Bunun iki  yolu var; ya sağlıklı dokunun kenarları fıtık dikişiyle birbirine  tutturulacak ya da sentetik bir ağ parçasının tüm kasık bölgesini  kaplayacak şekilde laparoskopi yoluyla yerleştirildiği daha modern bir  yöntem olan herniyoplasti uygulamasına tabi olacaksınız.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/452910963851134896-1660517105728511498?l=men-s-health.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://men-s-health.blogspot.com/feeds/1660517105728511498/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/erkekliginizi-koruyun.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/1660517105728511498'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/1660517105728511498'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/erkekliginizi-koruyun.html' title='ERKEKLİĞİNİZİ KORUYUN'/><author><name>dutchland is0</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11483667602125986503</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-452910963851134896.post-6480086365111793865</id><published>2011-11-22T06:47:00.001-08:00</published><updated>2011-11-22T06:48:06.850-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kalp'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kahve'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='SAĞLIKLI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kalsiyum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='erkekler'/><title type='text'>MUTFAKTAKİ TEHLİKE</title><content type='html'>&lt;img align="left" alt="" height="300" hspace="5" src="http://www.menshealth.com.tr/images/uploadedimages/Image/Saglik/Genel/mutfaktakitehlike_300.jpg" width="300" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tuz, sağlığınızın amansız düşmanı mı yoksa tamamen masum bir  lezzet artırıcı mı? Gezegenin bu en leziz mineraline yakından göz  atalım.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Şekerdi yağdı derken, tuza karşı da savaş açıldı. Beslenme uzmanları  ve doktorlardan oluşan güçlü bir ordu, her gün ‘düşman’ın bize ve  sevdiklerimize verdiği hasarı anlatmak için obeziteden kalp  yetmezliğine, hipertansiyondan görme kaybına kadar pek çok istatistiği  gözler önüne seriyor. Tıp enstitüleri besinlerdeki sodyum miktarının  düşürülmesi konusunda hükümetlere baskı yaparken Amerika Kalp Derneği  gibi kurumlar da ABD’de Ulusal Tuz Alımını Düşürme adına bazı girişimler  peşinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Ülkemizde ise durum bu gibi konular söz konusu olduğunda her  zamanki gibi aynı… Dünya ortalaması 9-12 gram iken 18 gramlık tuz  tüketimiyle dünya birinciliğini kimselere kaptırmıyoruz. Tabii bunda  tuzdan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;kaçınmanın zor olması da başrol oynuyor. Sonuç olarak diyet  yaparken tuzu kessek bile işlenmiş gıdalar ya da restoranlarda yediğimiz  besinlerden gelen tuzdan kaçabilmemiz oldukça zor görünüyor.&lt;br /&gt;• Ancak rakamlara bakıp hemen silahlarınızı kuşanmadan önce hor  görülen bu minerali daha yakından tanımalısınız. Belki de onun varlığına  zannettiğinizden daha fazla ihtiyacınız vardır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Tuz olmadan hayatta kalabilir miyim?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Hayır&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Tuz sağlığınız için ‘olmazsa olmaz’dır. Vücudunuz tuzu kendi  başına üretemez ve hücreleriniz çalışmak için tuza muhtaçtır. Aslına  bakarsanız, Amerikan Tıp Enstitüsü sodyum ihtiyacınızı karşılamak için  günde en az 3,8 gram tuz (sadece yarım çay kaşığı kadar) tüketmenizi  tavsiye ediyor. (Türkiye’deki oranla karşılaştırılacak gibi değil, değil  mi?)&lt;br /&gt;Sodyum, bütün o gösterişli minerallerin arasında elektriği iletme  kabiliyetine sahip olmasına rağmen oldukça mütevazı görünen bir  bileşiktir. Görevi ise kas fonksiyonlarının ve hidratasyonun (maddelerin  su ile karışması) devamlılığına yardımcı olmaktır. İşte bu yüzden de  sporcu içeceklerinin içinde sodyum bulunur. Terleme ve idrar yoluyla  sürekli sodyum kaybedersiniz ve bu sodyumla suyu yerine koymadığınız  takdirde, kan basıncınız başınızı döndürecek ve kendinizi sersemlemiş  hissettirecek kadar düşer. Alaska Üniversitesi beslenme uzmanlarından  Dr. Rikki Keen, “Sodyumu kanınızdaki sıvıları tutmaya yardımcı bir  sünger gibi düşünün” diyerek en basit tanımı yapıyor.&lt;br /&gt;Ne var ki bazı insanlar çok fazla su içerek hiponatremi, yani kandaki  sodyumun normal değerlerin çok altına düşmesi gibi ölümcül bir  problemle karşılaşabilir. Üstelik bu profesyonel sporculardan çok  amatörlerin başına sıkça gelebilen bir durumdur.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Paranoyak biri gibi sürekli tuz alımımı gözlemem mi gerekir?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Pek değil&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Eğer yüksek tansiyon gibi bir sorununuz varsa, büyük ihtimalle  tuz artık yasak bölge olmuş demektir. Mekanizma gayet açık: Sodyum  kanınızın daha fazla su tutmasını sağlar ve böylece kalbiniz daha çok  çarptığı için kan basıncınız da yükselir. Kan basıncınız zaten yüksekse  bir probleminiz var demektir. (Yüksek miktarda sodyum alımı tuza  hassasiyeti olan, yani tuzu vücudundan dışarı atamayan kişiler için de  tehlikeli olabilir.)&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Ya turp gibiyseniz?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Amerikan Tıp Enstitüsü 14 yaş ve üstündeki bu kişilerin  günde 2.300 miligramdan fazla (ki bu da hemen hemen bir çay kaşığı tuz  demektir) sodyum tüketmemeleri konusunda kesinlikle çok katı. Enstitü,  orta ve daha yukarı yaş grupları ile böbrek yetmezliği, yüksek tansiyon  ya da diyabetten muzdarip kişilere daha da düşük bir limit koyuyor.  (1.500 miligram ya da yarım çay kaşığından biraz daha fazla.)&lt;br /&gt;Elbette bu iki limit de kolaylıkla aşılıyor. Bu durumun farkında olan  bazı uzmanlar daha hoşgörülü davranıyor. Onlara göre günde 3.400  miligram sodyum çoğu erkek için bir problem teşkil etmiyor. Hatta  Yeshiva Üniversitesi doktorlarından Michael Alderman, “Normal düzeyde  kan basıncı değerine sahip sağlıklı erkeklerin sodyum alımlarını  azaltmaları gerektiğine dair bir kanıt bulunduğunu sanmıyorum” diyor.&lt;br /&gt;Dr. Alderman’a göre tuz tüketimini yeni yeni azaltmaya başlayanlar,  sağlıklarını olumsuz yönde etkileme riskiyle karşı karşıya… Journal of  Hypertension dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre sodyum  alımlarını 1.000 miligram azaltan kişiler, düşük tansiyon dışında yüksek  kalp atış hızı ve düşük insülin hassasiyeti (diyabet riskini artıran  bir faktör) şikâyetlerinde bulunuyor. Alderman, “Tuz alımını azaltmak  herkesin sağlığı üzerinde olumlu sonuçlar doğuracak mı, ona bakmak  gerekiyor. Bunun için de daha fazla klinik çalışmaya ihtiyacımız var”  sonucuna ulaşıyor. Dahası sodyumun kan basıncını yükselten tek faktör  olmadığını da unutmayalım. Çoğu kişinin gözden kaçırdığı yüksek tansiyon  nedenlerinden biri de aşırı kilolu olmak.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Tuzun kan basıncı üzerindeki etkisi yok edilebilir mi?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Evet&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Hızlı bir biyoloji dersi verelim: Vücudunuz sürekli olarak her  hücrenin dışındaki sodyum ve içindeki potasyumu dengelemeye çalışır.  Amerikan Kalp Derneği’nin, Hypertension dergisinde yayınladığı bir  araştırmada da belirtildiği gibi potasyumdaki artış, tıpkı sodyum  azaldığında olduğu gibi kan basıncını düşürebilir. Tuz konusundaki  hoşgörüsüzlüğü malum Tıp Enstitüsü bile bunu inkar etmiyor: “Sodyum ve  potasyumu ayrı ayrı tükettiğiniz zaman sahip olacağınız kan basıncı  oranı, bu iki minerali bir arada tükettiğiniz zamankinden çok daha  farklı oluyor.”&lt;br /&gt;Ne yazık ki gün boyu tükettiğimiz aşırı tuzlu işlenmiş gıdalar  potasyum kaynaklarına yer bırakmıyor (yani taze sebze ve meyvelere).  Beslenme araştırmaları gösteriyor ki genç erkekler günlük önerilen  potasyumun (4.700 miligram) ancak yüzde 60-70’ini alabiliyor. Bu durumda  dengeyi sağlayacak tek şey, her fast-food siparişinizde bir de salata  istemek gibi görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Yemek pişirirken tuz koymasam olur mu?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Hiç fark etmez&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Makarna pişirdiğiniz suyun içine tuz eklemek kan basıncınızda soruna yol açmaz çünkü&lt;br /&gt;ortalama bir beslenme düzeninde sodyumun yüzde 77’si zaten işlenmiş  gıdalardan ve restoran mönülerinden geliyor. Geri kalan miktarın yüzde  12’si besinlerden doğal olarak gelirken evde yaptığınız yemeklerle elde  ettiğiniz sodyum oranı sadece yüzde 5. Kısacası evde yemek pişirirken  tuzu kesmenize ya da tuza alternatif başka yollar aramanıza gerek yok,  zira tuz temel tadı veren tek doğal kaynak. Zaten her şeyi bir kenara  bırakırsak beynimiz de tuz istemek üzerine evrimleşmiştir çünkü hayatta  kalmak için gereklidir. Ayrıca tuz, yediğiniz besinlerdeki acılığı  bastırarak asıl lezzeti verir. Tuz koymadığınızda çoğu besinin tatsız,  sanki bir şeyler eksikmiş gibi gelmesinin nedeni de budur.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Neden işlenmiş gıdalarda bu kadar çok tuz bulunuyor?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Karışık bir durum&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Öncelikle, tabii ki daha lezzetli olmasını sağladığı için. Ne  var ki fast-food ve işlenmiş besinlerin bu kadar tuzlu olmasının tek  nedeni de bu değil.&lt;br /&gt;Başlangıç olarak şöyle anlatalım: İnsanlar tanıdık tat profillerinden  hoşlanır. Tuzun sağladığı bu zengin ve derin tada da alışmak gayet  kolaydır. Bu besinlerdeki tuzu azalttığınızda ya da tamamen  çıkardığınızda şikâyetler gelir ve ürün satın alınmaz.&lt;br /&gt;Dahası tuz, işlenmiş gıdaların üretimi sırasında oluşan kötü tatları  da maskeler (aynı şekilde koruyucu bir madde ve renk düzenleyici olarak  da iş görür).&lt;br /&gt;Ayrıca yüzleşmemiz gereken bir gerçek daha var ki, oldukça yüksek  paraların döndüğü bu sektörde bu kadar çok iş yapan ve üstüne bu kadar  ucuz olan başka ne olabilir ki?&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/452910963851134896-6480086365111793865?l=men-s-health.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://men-s-health.blogspot.com/feeds/6480086365111793865/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/mutfaktaki-tehlike.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/6480086365111793865'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/6480086365111793865'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/mutfaktaki-tehlike.html' title='MUTFAKTAKİ TEHLİKE'/><author><name>dutchland is0</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11483667602125986503</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-452910963851134896.post-2312817087038749553</id><published>2011-11-22T06:47:00.000-08:00</published><updated>2011-11-22T06:47:18.052-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kalp'/><title type='text'>KALBİNİ KORU</title><content type='html'>&lt;h1 class="singlePageTitle"&gt;&lt;strong style="font-size: medium;"&gt;&lt;img alt="" class="alignleft size-full wp-image-611" height="350" src="http://www.menshealth.com.tr/seda/wp-content/uploads/2011/10/KALP.jpg" width="350" /&gt;Sağlıklı bir kalbe giden yol sağlıklı beslenmekten, yani gerçekten de midenizden geçiyor.&lt;/strong&gt;&lt;/h1&gt;&lt;div&gt; Yediğiniz her şey kalbinize de etki eder.&lt;br /&gt;Alman bilim insanlarına göre yüksek miktarda flavanol tüketmek (çay,  şarap ve kakaoda bulanan kimyasallar) koroner kalp hastalığına sahip  kişilerin kan damarlarını yüzde 47’ye kadar genişletebiliyor. Bu da  arterleri tamir eden anjiyojenik hücrelerin dolaşımını hızlandırıyor.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Not: &lt;/strong&gt;&lt;em&gt;Vitamin takviyesi alıyorsanız hemen  öncesinde veya sonrasında çay tüketmeyin. 1 bardak şaraptan fazlası  için, “Ne kadar içersem o kadar damarlarım genişler” diye bahane  üretmeyin. Gereksiz yağ istemiyorsanız, bitter çikolatadan başkasını  tüketmeyin.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/452910963851134896-2312817087038749553?l=men-s-health.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://men-s-health.blogspot.com/feeds/2312817087038749553/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/kalbini-koru.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/2312817087038749553'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/2312817087038749553'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/kalbini-koru.html' title='KALBİNİ KORU'/><author><name>dutchland is0</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11483667602125986503</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-452910963851134896.post-3126738938914014224</id><published>2011-11-22T06:46:00.001-08:00</published><updated>2011-11-22T06:46:31.494-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='STRES'/><title type='text'>STRES MARATONU</title><content type='html'>&lt;img align="left" alt="" border="5" class="alignleft" height="350" hspace="5" src="http://www.menshealth.com.tr/images/uploadedimages/Image/Saglik/MARATON_.jpg" style="border: 5px solid black; margin-left: 5px; margin-right: 5px;" width="350" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Kendinizi baskı altına alıp stres yaratmanız, bağ ve dokularınız için oldukça zararlı.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yıllarca maraton koşan insanların ilerleyen yaşlarda da fit ve  sağlıklı olmasını beklersiniz değil mi? Fakat gerçekler  farklı.Minneapolis Heart Institute’de yapılan bir araştırmada, 25 yıl ve  üstünde maraton koşmuş insanların damarlarında, sıradan insanlara göre  yüzde 62 daha fazla rahatsızlık olduğu saptanmış. Araştırmanın yazarlarından Jonathan Schwartz’a göre antrenman ve  yarışların fiziksel baskısı, vücudun bağ ve dokularını zararlı ve asidik  bir ortama sokabilir.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/452910963851134896-3126738938914014224?l=men-s-health.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://men-s-health.blogspot.com/feeds/3126738938914014224/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/stres-maratonu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/3126738938914014224'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/3126738938914014224'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/stres-maratonu.html' title='STRES MARATONU'/><author><name>dutchland is0</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11483667602125986503</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-452910963851134896.post-1818319665276675366</id><published>2011-11-22T06:46:00.000-08:00</published><updated>2011-11-22T06:46:10.312-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='SAĞLIK'/><title type='text'>SAĞLIKLI SU</title><content type='html'>&lt;img align="left" alt="" border="5" class="alignleft" height="350" hspace="5" src="http://www.menshealth.com.tr/images/uploadedimages/Image/Saglik/TEMIZ%20SU.jpg" style="border: 5px solid black; margin-left: 5px; margin-right: 5px;" width="350" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Su gibisi yok derler ama suyun da iyisi, sağlıklısı oluyor.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt; PH oranı yüksek alkali sular, vücudun sıvı ihtiyacını daha iyi karşılıyor.&lt;br /&gt;Montana State Üniversitesi’nde yapılan araştırmada iki hafta boyunca  şişe su yerine mineral destekli, içinde pH oranını yükselten bileşikler  bulunan bir suyu tüketenlerin, idrar yoluyla daha fazla su kaybettikleri  ve vücutlarında daha fazla su bulundurdukları görülmüş.&lt;br /&gt;Araştırmanın yazarı Daniel Heil, alkali suyun içinde bulunan  minerallerin, kardiyovasküler sisteminizin suyu daha fazla tutmasına  izin verdiğini söylüyor.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/452910963851134896-1818319665276675366?l=men-s-health.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://men-s-health.blogspot.com/feeds/1818319665276675366/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/saglikli-su.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/1818319665276675366'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/1818319665276675366'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/saglikli-su.html' title='SAĞLIKLI SU'/><author><name>dutchland is0</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11483667602125986503</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-452910963851134896.post-4452017043135933574</id><published>2011-11-22T06:45:00.001-08:00</published><updated>2011-11-22T06:45:54.170-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='omega'/><title type='text'>DOĞRU OMEGA-3</title><content type='html'>&lt;img align="left" alt="" border="5" class="alignleft" height="350" hspace="5" src="http://www.menshealth.com.tr/images/uploadedimages/Image/Saglik/omega03.jpg" style="border: 0px initial initial; margin-left: 5px; margin-right: 5px;" width="350" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;En sağlıklı besin takviyesini alabilmek için, içeriğinden üretimine kadar bilmek gerekir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bildiğiniz gibi Alzheimer, kalp hastalıkları, diyabet ya da kemik  hastalıklarına karşı en büyük müttefikimiz olan omega 3 yağ asitlerinin  en önemli kaynağı balıklar. Neyse ki yeteri kadar balık tüketemediğimiz  zaman imdadımıza balık yağı takviyeleri yetişiyor. Ancak bu  takviyelerden gerçek anlamda yararlanabilmek için ürün içeriğini iyi  okumak ve en uygun olanını seçmek gerekiyor. İşte dikkat etmeniz gereken  noktalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hangi balıktan üretiliyor?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Uskumrudan ringa balığına, somondan sardalyaya her çeşit balık, yağ  üretiminde kullanılıyor. Hatta yosun yağından ve keten tohumundan bile  takviye üretmek mümkün. Bu yüzden balık yağı alırken etikete bakarak  kaynağını öğrenin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Dozaj nasıl olmalı?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Balık yağının toplam miligram (mg) kısmını önemsemeyin ve onun yerine  EPA ve DHA yağ asitlerinin miktarına odaklanın. İhtiyacınız olan, her  doz başına en az 500 mg içeren bir omega 3 takviyesi kullanmak.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sıvı mı kapsül mü?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Önünüzde iki seçenek var: kapsül ya da sıvı olanlar. Ancak ikisi de  omega 3’ü kan dolaşımınıza taşımada aynı etkiyi gösteriyor. Yutması en  kolay olanı seçin.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Etikette yazan oran nedir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Takviyenizin içindeki EPA’nın DHA’ya oranı çeşitlilik gösterir. Ancak  çoğundaki oran 3’e 2’dir ve bu da 500 mg’lık bir takviyede 300 mg EPA  için 200 mg DHA bulunuyor demektir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İçeriğinde sadece yağ asidi mi olmalı? &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Omega 3 asidi vücudunuza girdiği an oksidasyon (maddelerin oksijenle  kimyasal olarak birleşme süreci) yüzünden gücünü kaybediyor. O yüzden de  ürününüzde mutlaka serbest radikallerin etkisini nötralize etmeye  yarayan bir antioksidan olmalı. Tavsiyemiz E vitamini yani tokoferol  içeren bir ürün almanız.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Geğirmeye neden olur mu?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bu sorun balık yağı kapsüllerinin midede çözülmesi sırasında  yaşanıyor. Rahatsız oluyorsanız ya bağırsak kaplamalı (enterik kaplı)  tabletlerden alın ya da normal kapsüllerinizi buzdolabında tutun. İki  strateji de balık yağının mide yerine bağırsaklarda çözülmesini  sağlayacaktır.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/452910963851134896-4452017043135933574?l=men-s-health.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://men-s-health.blogspot.com/feeds/4452017043135933574/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/dogru-omega-3.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/4452017043135933574'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/4452017043135933574'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/dogru-omega-3.html' title='DOĞRU OMEGA-3'/><author><name>dutchland is0</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11483667602125986503</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-452910963851134896.post-353096188929118932</id><published>2011-11-22T06:44:00.001-08:00</published><updated>2011-11-22T06:44:51.208-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İLAÇLAR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='SAĞLIKLI'/><title type='text'>SAĞLIKLI VE TAZE İLAÇLAR</title><content type='html'>&lt;img align="left" alt="" border="5" class="alignleft" height="350" hspace="5" src="http://www.menshealth.com.tr/images/uploadedimages/Image/Saglik/medicinebox.jpg" style="border: 0px initial initial; margin-left: 5px; margin-right: 5px;" width="350" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Sağlıklı bir yaşam için ilaç kullanıyoruz ancak kullandığımız ilaçların da sağlıklı olması gerektiğini biliyor muyuz?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; Üstüne çok fazla düşünmesek de bir ilacın başına üreticiden ağzımıza  ulaşana kadar birçok kötü şey gelebilir: Isı, nem, ışık, hava ve  ilaçlarınıza zarar verebilecek diğer tüm çevresel faktörler. “Bir ilacın  fiziksel yapısını değiştiren herhangi bir şey ilacın vücudunuzda  dağılma ve emilme sürecini de etkileyebilir” diyor Kansas  Üniversitesi’nden Dr. Joyce Generali. Siz de aşağıdaki stratejilerle  ilaçlarınızı koruma altına alabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1- &lt;/strong&gt;İlaçlarınızın orijinal şişelerini dikkatle  inceleyin. Herhangi bir yırtık, delik ya da aşınma olmamasına dikkat  edin. Çünkü ilaçlar eczanede sizi beklerken bu ufacık yerlerden su, ışık  ve bakterilerin girmesi mümkün.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2- &lt;/strong&gt;İlaçlarınızı serin ve karanlık bir dolapta ya da  çekmecede saklayın. Yani ilaç saklamada bir klasik olan mutfak ve  banyoyu unutun. Zira nem tabletleri yumuşatıp kapsüllerin birbirlerine  yapışmalarına neden olurken bazı ilaçların aktif bileşenlerini  değişikliğe uğratabilir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;3-&lt;/strong&gt; İnternetten ilaç sipariş edecekseniz, üreticinin ısı kontrollerini sürekli olarak yapmış olduğundan emin olun.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;4- &lt;/strong&gt;İlaçlarınızı otomobilinizde bırakmayın çünkü içerideki sıcaklık dışarıdakinden 4 dereceye kadar yüksek olabilir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;5-&lt;/strong&gt; Uçarken ilaçlarınızı yanınızda taşıyın. Zira kargo bölümündeki sıcaklık sürekli değişiklik gösterir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;6- &lt;/strong&gt;Haftanın günlerine bölünmüş ilaç kutuları  (yukarıda resimdeki gibi) içlerine hava ve ışık alır. Onun yerine hava  ve su geçirmeyen bir kutu edinin.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/452910963851134896-353096188929118932?l=men-s-health.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://men-s-health.blogspot.com/feeds/353096188929118932/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/saglikli-ve-taze-ilaclar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/353096188929118932'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/353096188929118932'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/saglikli-ve-taze-ilaclar.html' title='SAĞLIKLI VE TAZE İLAÇLAR'/><author><name>dutchland is0</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11483667602125986503</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-452910963851134896.post-6974719894283429764</id><published>2011-11-22T06:33:00.000-08:00</published><updated>2011-11-22T06:33:18.551-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='spor'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='su'/><title type='text'>SPORDAN SONRA SUSADIYSAN</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Spor sonrası için en ideali ılık su…&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;img alt="" class="alignleft size-full wp-image-2045" height="300" src="http://www.menshealth.com.tr/seda/wp-content/uploads/2011/11/398.jpg" title="398" width="300" /&gt;&lt;br /&gt;Spordan sonra susuzluğunuzu gidermek için buz gibi bir bardak su içmek  istiyor olabilirsiniz. Ancak spor  sonrası için en ideali ılık su içmek.  Gerçekten susuzluğunuzun  geçmesini istiyorsanız, içeceğiniz suyun  soğuk değil ılık olması  gerekiyor. Çünkü vücudunuz soğuk suya göre ılık  suyu, %50 oranında daha  fazla absorbe ediyor. Bu nedenle antrenman  sırasında ve sonrasında soğuk  su içmemeye özen gösterin.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/452910963851134896-6974719894283429764?l=men-s-health.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://men-s-health.blogspot.com/feeds/6974719894283429764/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/spordan-sonra-susadiysan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/6974719894283429764'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/6974719894283429764'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/spordan-sonra-susadiysan.html' title='SPORDAN SONRA SUSADIYSAN'/><author><name>dutchland is0</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11483667602125986503</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-452910963851134896.post-3191214814240537380</id><published>2011-11-22T06:25:00.001-08:00</published><updated>2011-11-22T06:27:24.271-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='egzersiz'/><title type='text'>EGZERSİZ SONRASI BESİN ALERJİSİNİN NEDENİ</title><content type='html'>&lt;h1 class="singlePageTitle"&gt;&lt;strong style="font-size: medium;"&gt;Egzersiz besin alerjisine yol açar mı? Egzersiz sonrası da besin alerjisi gelişebilir.&lt;/strong&gt;&lt;/h1&gt;&lt;div&gt;&lt;img alt="" class="alignleft size-full wp-image-1833" height="350" src="http://www.menshealth.com.tr/seda/wp-content/uploads/2011/10/5.jpg" title="5" width="350" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı besin alerjileri egzersiz sonrası ortaya çıkar ki bu durumda  egzersizle tetiklenen bir besin alerjisi söz konusudur. Besin alerjisi  olmayan kişilerde benzer yakınmaların görülmesi durumunda;&lt;br /&gt;•&amp;nbsp;Sindirim için gerekli enzimlerin yetmezliği (laktoz yetmezliği)&lt;br /&gt;•&amp;nbsp;Huzursuz bağırsak sendromu (bazı besinler benzer yakınmalara neden olabilir)&lt;br /&gt;•&amp;nbsp;Besin zehirlenmeleri&lt;br /&gt;•&amp;nbsp;Tekrarlayan stres veya psikolojik faktörleri düşünmek gerekir.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/452910963851134896-3191214814240537380?l=men-s-health.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://men-s-health.blogspot.com/feeds/3191214814240537380/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/egzersiz-sonrasi-besin-alerjisinin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/3191214814240537380'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/3191214814240537380'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/egzersiz-sonrasi-besin-alerjisinin.html' title='EGZERSİZ SONRASI BESİN ALERJİSİNİN NEDENİ'/><author><name>dutchland is0</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11483667602125986503</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-452910963851134896.post-6705431121164625097</id><published>2011-11-22T06:22:00.001-08:00</published><updated>2011-11-22T06:27:35.566-08:00</updated><title type='text'>ASLINDA STRES DİYE BİR ŞEY YOK</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sadece iki sayfada hayatınızın kontrolünü yeniden kazanacaksınız.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;img align="left" alt="" class="alignleft" height="396" hspace="10" src="http://www.menshealth.com.tr/images/uploadedimages/Image/Saglik/Genel/Aslindastresdiyebirseyyok_300_390.jpg" style="margin: 10px;" vspace="10" width="300" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Göğsünüzün üzerinde bench-press’te kaldırabileceğiniz ağırlıkta bir  halter olduğunu düşünün. Kollarınızın ucundaki ağırlığın uyguladığı  baskıyı zamanla tüm bedeninizde hissetmeye başlıyorsunuz. Onu bir süre  havada tuttuktan sonra kollarınız titriyor, terliyorsunuz. Üstelik  çevrenizde size yardım edebilecek kimse de yok. İşte bu durumda  hissettiğiniz umutsuzluk duygusuna stres diyebiliriz: Gücünüzün ve  enerjinizin tükendiği anda, ağırlık sizi ezecek ve siz çaresizsiniz! Hiç  böyle hissettiniz mi? Yoksa şu anda böyle mi hissediyorsunuz?Son 20 yıl  Kaliforniya Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde klinik psikolog olarak  çalıştım. Bu süre zarfında, işleri, aileleri ve maddi sorumluluklarının  baskısı altında ezildiğini düşünen insanları iyileştirdim. Çoğunun  üzerindeki baskıyı onları sadece bir şeye ikna ederek kaldırdım:  “Aslında sandığınız gibi stres diye bir şey yoktur.”Beni doğru duydunuz.  Stres bir gün, tıp tarihinde hiçbir zaman iyileştiremediğimiz, çünkü  hiçbir zaman var olmayan bir hastalık olarak yerini alacak. Stres fikri,  ilk kez 1936’da Dr. Hans Selye tarafından ortaya atıldı. (O zamana  kadar böylesi bir ‘rahatsızlığı’ kimsenin fark etmemiş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;olması yeterince  gariptir.) Stresin ‘keşfinden’ bu yana çiçek virüsünü yeryüzünden  sildik, çocuk felcini neredeyse tümüyle ortadan kaldırdık ve hemen hemen  tüm kanser türlerinin tedavisinde aşama kaydettik ama bütün bunlara  rağmen stres, salgın hastalık konumunu koruyor. Stresten muzdarip  olanlar genellikle şu belirtilerden bir ya da birkaç tanesinden  yakınıyor: hızlı kalp atışı, boyunda gerginlik, sırtta ağrı, ağız  kuruluğu, baş ağrısı, cinsel arzuda azalma, aşırı yeme, midede  gerginlik, sık sık idrara çıkmak, mide bulantısı, ağlama, uykusuzluk,  bitkinlik, terleme ve hızlı nefes alıp verme.&lt;br /&gt;Ne var ki, bu belirtiler, adına stres denen bir hayalet hastalığa ait  değildir. Bunlar çok daha ilkel bir duygunun belirtileridir. Bu duygu,  beynin amigdala adı verilen bezelye büyüklüğündeki bir parçasından  kaynaklanır. Kavgaya girmeye ya da bir kavgadan kaçmaya hazırlanırken  kalbimizin daha hızlı çarpmasına, kaslarımızın gerilmesine, ağzımızın  kurumasına da bu duygu sebep olur. Yüzlerce yıldır var olan bu duyguya  verilen isim ise ‘korku’dur.&lt;br /&gt;Başarılı olmuş insanlar, hayattaki zorlukları tarif ederken ‘stres’  sözcüğünü pek kullanmazlar. Onun yerine şu şekilde konuşmayı tercih  ederler:&lt;br /&gt;“Bir kurumu işletirken ilk başta mutlaka korkarsınız. İşleri  bozacağınızdan korkarsınız. İnsanlar, liderler hakkında böyle düşünmese  de bu doğrudur. Bir şeyleri idare eden herkes gece evine huzursuz  biçimde döner ve aynı korkularla savaşır: Bu kurumun canına okuyan kişi,  ben mi olacağım?”&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;General Electric’in eski CEO’su Jack Welch.&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt; &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt; &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;“Korkudan ödü  patlamak, Güney Pasifik’te bir denizaltı savaşında hayatta kalmanın ön  koşuludur. Eğer korkarken asaleti elden bırakmıyorsanız, korkmakta sorun  yoktur. Az ya da çok korku, mücadelenin bir parçasıdır.”&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Miami Heat Başkanı, efsanevi NBA koçu Pat Riley.&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt; &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt; &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;“Sahneye çıkmak benim için bazen katarsis anlamına gelir ama çoğu zaman kendi korkularımla başa çıkmak demektir.”&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Robin Williams aktör/komedyen&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt; &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt; &lt;/em&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;3 Yaşındaymış gibi davranın&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Peki, bu başarılı adamlar hepimizin yaşadığı belli  duygusal süreçleri tarif etmek için ‘stres’ yerine neden ‘korku’ gibi  bir sözcüğü kullanıyor? Korkmak çocukların diline aittir ve onlar bunu  kullanmaktan çekinmez.&lt;br /&gt;Çocuklar asla “öcüler hakkında kaygılı olduklarını” ya da “yıldırım  yüzünden stresli olduklarını” söylemez. Onlar dünyayı kontrol  edemeyeceklerinin farkındadır ve bunun sonucu ortaya çıkan kaygıyı da  ‘korku’ olarak tanımlar. Çocuklar korkunun üstesinden daha rahat  gelebilmek için kendi korkularıyla haşır neşir olur. Onlar yetişkinlerin  genellikle yaptığı gibi duyguları zihinlerinden tamamen atmaya çalışmaz  ve kendilerini korkutan şeyin kölesi olmadan onu anlayıp yönetmeye  çalışır.&lt;br /&gt;Başarılı erkekler, karşı karşıya oldukları meydan okuma ne kadar  büyükse, korkunun da o kadar artacağını bilir. Tıpkı çocuklar gibi onlar  da korkuyu, yaşamanın bir bedeli olarak kabul eder. Diğer erkeklerse,  ne yazık ki, korkuyu, her ne pahasına olursa olsun kaçınılması gereken  bir hastalık ya da başarısızlığın bir ifadesi olarak görüyor. Korkuları  hakkında düşünmüyor, konuşmuyor ve hatta korktuklarını kabul bile  etmiyorlar. Sonuç olarak, kederli, sinirli ya da bitkin insanlar haline  geliyor veya yiyecek, alkol ya da belli insanlara karşı bir bağımlılık  geliştiriyorlar. Daha da kötüsü, gerekli bir duygu olan ‘korku’yu stres  diye adlandırıp onu düşman ilan ettikleri için bu düşmandan kaçınmak  uğruna düşlerinin peşine düşmekten vazgeçebiliyorlar.&lt;br /&gt;Korkunun belirtilerinden kurtulmak için önce korktuğunuzu kabul  etmelisiniz. Hayata ne kadar tutkuyla yaklaşırsanız, vücudun kendisini  aksiyona hazırlama mekanizması olan korku da artar. Bu bir zayıflık  göstergesi değil, bir başarı sinyali ve bir cesaret çağrısıdır.  Kendinizi mutsuz ya da üzgün hissettiğinizde bunun altında korkunun  yattığını düşünün. Aslında sadece iki basit korku vardır: Birincisi,  istediğiniz işi, kadını veya istediğiniz her neyse onu, elde edecek  kadar değerli olmadığınız korkusu, diğeri de kontrolü kaybetme korkusu  mesela sağlık ve maddi meselelerde… Pek çok insanın stres diye  adlandırdığı şeyin altında bu iki korkunun yattığına dair bahse girerim.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Alarmı kapatın&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Bu meselenin bir de diğer yüzü var. Hepimizde bulunan  ‘dövüş ya da kaç’ alarm sistemi, ses çıkarmak, bir tepki yaratmak ve  sonra da kapanmak üzere tasarlanmıştır. Geyik korkunca koşar. Aslan  korkunca saldırır. Ancak insan korkunca buna kafayı takar ve strese  girdiği için şikâyet etmeye başlar. Alarm sistemini çalar durumda açık  bırakır, oysa bunun sonuçları ölümcül olabilir.&lt;br /&gt;Sağlıklı insan tepkisi ise yine çocukların yaptığını yapmaktır, yani  başka insanların desteğine başvurmak. Böyle yapan erkekler, daha uzun  yaşıyor, daha düşük kolesterol seviyesine sahip oluyor ve hastalanmadan  krizlere daha uzun süre dayanabildikleri için hem iş hem de aşk  hayatında daha başarılı oluyor. Unutmayın, başarılı adamların  arkalarında ihtiyaç duyduklarında yaslanabilecekleri arkadaşları vardır.&lt;br /&gt;O anda yaşayıp hissettiklerimiz, olumlu ya da olumsuz bir meydan  okumayla karşı karşıya kalan bir vücudun verdiği sağlıklı sinyallerdir.  Yaşadığınız şeyin ‘korku’ olduğunu söylemek, zayıflık ya da olgunluktan  uzak olmak değil, dürüstlüktür. İçinde yaşadığımız maskulen kültür,  acılara göğüs germeyi ve bağımsızlığı değerli bulsa da, vücudunuzun  ihtiyacı, başkalarından biraz güç almaktır.&lt;br /&gt;Bir dahaki sefere kendinizi stresli hissettiğinizde iki şey yapın:  Korkunuzu tanımlayın ve bununla baş etmenizde size yardımcı olabilecek  insanları bulun. Bu iki basit şeyi yapmak, halteri güvenli biçimde aşağı  indirmenizi ve onu birkaç kez daha kaldırabilmenizi sağlar. Bu sayede  dövüşmeye değer tek düşmanınızla yapacağınız kavga için güç  kazanacaksınız.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/452910963851134896-6705431121164625097?l=men-s-health.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://men-s-health.blogspot.com/feeds/6705431121164625097/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/aslinda-stres-diye-bir-sey-yok.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/6705431121164625097'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/6705431121164625097'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/aslinda-stres-diye-bir-sey-yok.html' title='ASLINDA STRES DİYE BİR ŞEY YOK'/><author><name>dutchland is0</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11483667602125986503</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-452910963851134896.post-2514843037328656023</id><published>2011-11-22T06:20:00.001-08:00</published><updated>2011-11-22T06:27:43.293-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='vitamin'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='erkekler'/><title type='text'>ERKEK ADAMIN VİTAMİNLE İMTİHANI</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Vitamin takviyesine ihtiyacınız olduğunu nasıl anlarsınız? &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;img alt="" class="alignleft size-full wp-image-378" height="350" src="http://www.menshealth.com.tr/seda/wp-content/uploads/2011/10/413.jpg" width="350" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Eğer tropik bir adada yaşayıp, orman meyveleriyle beslenmiyorsanız,  vitaminlere ihtiyacınız olduğunu garanti ederiz. Vitamin-mineral  eksikliği özellikle büyük şehirlerde yaşayan kişilerde dengesiz ve  sağlıksız beslenme alışkanlıkları, stres, çevresel kirlilik gibi  nedenlerle sık rastlanan sorunlardan biri haline geldi. Uzmanlar vücudun  ihtiyacının karşılayabilecek optimum miktarda vitamin ve mineral  alabilmek için günde en az 5-6 porsiyon sebze-meyve yenilmesi  gerektiğini belirtiyor.&amp;nbsp; Bu besin maddelerinin yeterince alınmaması  durumunda halsizlik, sürekli yorgunluk, cilt sorunları, konsatrasyon  güçlüğü gibi pek çok sorunla karşılaşmanız muhtemel.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Vücudumuz için gerekli olan vitaminlerin tümünü besinlerle alabilir miyiz? &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Günde 5 porsiyon sebze-meyve yiyebiliyorsanız, evet. Tabii yediğiniz  sebze ve meyvelerin hormon-ilaç içermediğinden ve organik ürünler  olduğundan emin olmanız şartıyla.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Hangi vitaminler suda hangileri yağda çözünür? Bunun ne önemi vardır? &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;A, D, E ve K vitaminleri yağda çözünen vitaminlerdir. B kompleks  vitaminleri ve C vitaminleri ise suda çözünen vitaminlerdir. Yağda  çözüne vitaminler vücutta depolanabilir ve yüksek dozlarda alındığında  hoş olmayan sonuçlar doğurabilir. Suda çözünen vitaminler ise daha  masumdur. Depolanmaz ve fazlası idrar yoluyla atılır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Vitamin hapları günün hangi saatinde alınır? Belli saatlerde almanın önemi var mıdır? &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Gün, saat, dakika, saniye gibi kesin bir tarih istiyorsanız üzgünüz,  elimize henüz böyle bir bilgi ulaşmadı. Ancak vitaminleri günün herhangi  bir saatinde rahatlıkla alabileceğinizi söyleyebiliriz. Yağda çözünen  vitaminleri yemeklerden sonra, suda çözünen vitaminleri ise bol su ile  almak emilimlerini artırabilir. Multivitamin takviyelerini sabah  kahvaltı sonrası bol su ile almakta yarar vardır. Bu sayede multivitamin  desteklerinin size sağlayacağı enerjiden gün içerisinde  yararlanabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Vitamin hapları uzun süre kullanılabilir mi?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Multivitamin formüller günlük gereksinim duyduğunuz vitamin ve  mineralleri karşılamak amacıyla formüle edilmiş ürünlerdir. Dolayısıyla  düzenli olarak uzun süreli kullanılabilirler.&lt;strong&gt;Alkollü içkiler, almamız gereken vitamin miktarını etkiler mi? &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Alkol kullanımı bazı vitaminlerin vücuttan daha kolay atılmasına yol  açıp eksiklik yaratabilir. Düzenli alkol kullanan kişilerin bu nedenle  günlük bir multivitamin formulasyonu kullanması sağlıklı vücut  fonksiyonların devamı için yerinde olur.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Vitaminlerin, vücuttaki tehlikeli ‘serbest radikaller’ ile savaştığı konusunda çok şey duyuyoruz. Bunun anlamı nedir? &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Yaşam için en gerekli olan şey nedir? Yani paradan sonra… Tabii ki  oksijen. Ancak oksijen sandığınız kadar zararsız bir şey değil. Vücutta  oksijen kullanımının normal işleminde kimyasal değişimler sonucu serbest  radikal denen kararsız oksijen molekülleri oluşur. Serbest radikaller  hücrelere ve genetik materyaller gibi hücre içi yapılara zarar verirler.  Hücrelerdeki serbest radikallerle mücadele etmek ve moleküllerin  onarımını sağlamak için antioksidanlar kullanılır. Hem vücudun kendi  antioksidan savunma sisteminin sağlıklı çalışması, hem de ekstra  antioksidan savunma sağlamak için A, C, E gibi vitaminler ve çinko,  selenyum gibi mineraller alınmalıdır.&lt;strong&gt;Güneş altında yeterli süre kalındığında vücudun D vitamin gereksinimi karşılanmış olur mu? &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Eğer güneşli bir yaz gününden söz ediliyorsa, günlük D vitamini ihtiyacının yaklaşık %80’i güneş ile karşılanabilir.&lt;strong&gt;Omega-3 içeren takviyeler kilo aldırır mı? &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;İşte halk arasında doğru olarak bilinen yanlışlardan biri daha… Omega-3  içeren balık yağı takviyelerinin kalori değeri softjel kapsül başına  yaklaşık 10-20 kalori civarındadır, dolayısıyla kilo aldırıcı herhangi  bir etkisi yoktur. Hatta bazı çalışmalar Omega-3 yağ asitlerinin kilo  kontrolü programlarına başarıyla alındığını göstermektedir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Neden kadın ve erkekler için özel multivitaminler vardır? &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Erkeklerin ve kadınların yapısal farklılıklarına bağlı olarak günlük  vitamin, mineral ve besin ihtiyaçları birbirinden farklılık gösterir. Bu  sebeple vitamin ve mineral dozları kadınların ve erkeklerin  ihtiyaçlarına göre ayarlanmış multivitamin takviyeleri bulunmaktadır. Bu  takviyelerde ayrıca kadın ve erkek sağlığına yönelik özel bitkisel  ekstreler de bulunabilemektedir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Birden fazla besin takviyesini bir arada kullanabilir miyim? &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Eğer kronik bir hastalığınız veya sürekli kullandığınız bir ilaç yoksa  besin takviyelerinin birkaçının beraber kullanılmasının bir sakıncası  yoktur.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Düzenli spor yapanların alması gereken vitamin takviyeleri?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Düzenli spor yapan kişilerin temelde iyi bir multivitamin formülasyonu  almasında yarar vardır. Egzersiz vücutta serbest radikal dediğimiz  dokulara zarar veren maddeleri artıran faktörlerden birisidir. Bu  serbest radikaller antioksidan savunma mekanizması tarafından etkisiz  hale getirilirler. Vücudumuzun antioksidan savunmasını özellikle A, C ve  E vitaminleri ile selenyum ve çinko gibi mineraller güçlendirir. Bu  besin maddelerini uygun miktarlarda içeren bir multi-formülasyon spor  yapan kişiler için takviye programının temelini oluşturur. Ek olarak  egzersiz sonrası vücudun zayıflamasını engellemek için 500 miligram C  vitamini takviyesinin yararlı olabileceğini gösteren çalışmalar  bulunmaktadır. Ayrıca kasları desteklemek için gerekli olan magnezyum  mineralini de günde 300 miligram civarı alabilirsiniz. Özellikle vücut  geliştirme çalışıyorsanız kas kitlesinin gelişimine destek olan  takviyeler yararlı olabilir. Bir aminoasit olan L-Carnitine bu amaçla  günde 1.000 miligram civarı belli bir süre kür halinde alınabilir.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/452910963851134896-2514843037328656023?l=men-s-health.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://men-s-health.blogspot.com/feeds/2514843037328656023/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/erkek-adamin-vitaminle-imtihani.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/2514843037328656023'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/2514843037328656023'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/erkek-adamin-vitaminle-imtihani.html' title='ERKEK ADAMIN VİTAMİNLE İMTİHANI'/><author><name>dutchland is0</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11483667602125986503</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-452910963851134896.post-6363916745996283061</id><published>2011-11-22T06:18:00.001-08:00</published><updated>2011-11-22T06:19:19.246-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kahve'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='genclik'/><title type='text'>KAHVE İLE DAHA GENÇ BİR BEYİN</title><content type='html'>&lt;h1 class="singlePageTitle"&gt;&lt;strong style="font-size: medium;"&gt;&lt;strong&gt;Kahve içmek parkinson ve alzheimer hastalığı riskini azaltıyor. &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/h1&gt;&lt;div&gt;&lt;img alt="" class="alignleft size-full wp-image-3627" height="350" src="http://www.menshealth.com.tr/wp-content/uploads/2011/11/kahveWEB.jpg" title="kahveWEB" width="350" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapılan araştırmalara göre; günde 680 miligram kahve içmenin parkinson  hastalığı riskini %40; alzheimer hastalığı riskini ise %20 oranında  azalttığı görüldü. Uzmanlar, kafeinin nörotransmitler üzerinde yararlı  etki sağladığı için bu hastalıklara ilişkin riskin azaldığını düşünüyor.  Bu etkinin kafein dışında kahve, çay veya düşük kalorili meşrubatlarda  da olabileceği belirtiliyor. Ancak uzmanlar aşırı miktardaki kafeinin,  bazı kişiler üzerinde kalp çarpıntısı, şeker hastalığı, mide  rahatsızlığı, gerginlik ve migrene yol açabileceğine de dikkat çekerek,  uyarıda bulunuyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Kaynak: &lt;/strong&gt;Siz: Kullanım Kılavuzu, Prof. Dr. Mehmet C. Öz, Prof. Dr. Michael F. Roizen, Koridor yayıncılık, 2005 İstanbul&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/452910963851134896-6363916745996283061?l=men-s-health.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://men-s-health.blogspot.com/feeds/6363916745996283061/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/kahve-ile-daha-genc-bir-beyin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/6363916745996283061'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/6363916745996283061'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/kahve-ile-daha-genc-bir-beyin.html' title='KAHVE İLE DAHA GENÇ BİR BEYİN'/><author><name>dutchland is0</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11483667602125986503</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-452910963851134896.post-3952228893513416396</id><published>2011-11-22T06:16:00.000-08:00</published><updated>2011-11-22T06:28:12.006-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yasam'/><title type='text'>YİYEREK HAYATTA KALMANIN 5 YOLU</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Kansere yakalanma riskinizi ciddi oranda düşürmek elinizde. &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;img alt="" class="alignleft" height="350" src="http://www.menshealth.com.tr/images/uploadedimages/Image/Saglik/Genel/kanserlesavasmanin5yolu_300.jpg" style="border-color: initial; border-style: initial;" width="350" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;1 Aspirin&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Harvard Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre, her gün 81  mg aspirin almak kolon kanserine yakalanma riskinizi yüzde 30 oranında  azaltıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;2 Kekik&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Roswell Park Memorial Institute tarafından yapılan bir araştırmaya  göre, kekikte bulunan beta karoten maddesi kansere karşı savaşta önemli  bir yardımcınız olabilir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;3 Yaban mersini&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Lund Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma yaban mersininde  bulunan liflerin bağırsakla ilgili sağlık sorunları yaşamanızın önüne  geçtiğini ve kolon kanseri riskini azalttığını saptadı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;4 Biberiye&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Journal of Food Science’da yayınlanan bir makaleye göre, etinizi  biberiyeyle pişirmek kansere yol açan heterosiklik aromatik aminlerin  sayısının azalmasına yol açıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;5 Balık&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;The International Agency for Research on Cancer tarafından yapılan  bir araştırma, günde sadece 100 gram balık tüketmenin kanser hastalığına  yakalanma riskini yarı yarıya azalttığını saptamış.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/452910963851134896-3952228893513416396?l=men-s-health.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://men-s-health.blogspot.com/feeds/3952228893513416396/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/yiyerek-hayatta-kalmanin-5-yolu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/3952228893513416396'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/3952228893513416396'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/yiyerek-hayatta-kalmanin-5-yolu.html' title='YİYEREK HAYATTA KALMANIN 5 YOLU'/><author><name>dutchland is0</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11483667602125986503</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-452910963851134896.post-8587323977167711208</id><published>2011-11-22T06:11:00.001-08:00</published><updated>2011-11-22T06:11:07.999-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kalp'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kalsiyum'/><title type='text'>KALP VE KALSİYUM</title><content type='html'>&lt;h1 class="singlePageTitle"&gt;&lt;strong style="font-size: medium;"&gt;Kalp krizi riskini önlemek için kalsiyumdan gelen sağlığı kullanabilirsiniz…&lt;/strong&gt;&lt;/h1&gt;&lt;img align="left" alt="" border="5" class="alignleft" height="350" hspace="5" src="http://www.menshealth.com.tr/images/uploadedimages/Image/BeslenmeveZayiflama/KALSIYUM.jpg" style="border: 5px solid black; margin-left: 5px; margin-right: 5px;" width="350" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Besinlerdeki yağın emilmesini engelleyen kalsiyum, zayıflama  savaşında en büyük müttefikiniz.ABD’de yayınlanan Klinik Beslenme  Bülteni’ndeki araştırmaya göre diyet yapan kişiler arasında süt ürünleri  tüketerek kalsiyum alanlar, diğerlerine nazaran yüzde 60 daha hızlı  kilo verdi.Hedefiniz, günde 1000 mg kalsiyum olmalı. Tablodaki besinleri  göz önüne alabilirsiniz. Kalsiyum takviyelerine yönelmeyin.  İngiltere’deki bir araştırmaya göre bu takviyeler kalp krizi riskini  artırıyor.&lt;br /&gt;&lt;div&gt; &lt;strong&gt;&lt;em&gt; Süt ürünleri dışında kalsiyum alabileceğiniz diğer besinler:&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kuru fasulye (1 kap pişmiş) -&amp;nbsp;86 mg&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Somon (90 gram) -&amp;nbsp;181 mg&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ispanak (1 kap pişmiş) -&amp;nbsp;245 mg&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Portakal (1 adet) -&amp;nbsp;74 mg&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sardalya (85 gram) -&amp;nbsp;325 mg&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Badem (30 gram) -&amp;nbsp;75 mg&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bezelye (1 kap pişmiş) -&amp;nbsp;94 mg&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Börülce (1 kap pişmiş) -&amp;nbsp;211 mg&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="shr-publisher-620 shareaholic-show-on-load" style="height: 78px; margin-left: 180.5px; overflow: hidden;"&gt;&lt;div class="shr-bookmarks shr-bookmarks-bg-shr" style="background-attachment: scroll; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: url(http://www.menshealth.com.tr/wp-content/plugins/sexybookmarks/images/share-enjoy.png); background-origin: initial; background-position: 0% 0%; background-repeat: no-repeat no-repeat; height: 100%; margin-left: 10px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden; padding-bottom: 0pt; padding-left: 10px; padding-right: 0pt; padding-top: 26px;"&gt;&lt;ul class="shr-socials"&gt;&lt;li class="shr-5 shareaholic" style="margin-left: 0px !important;"&gt;&lt;a class="external" href="http://www.shareaholic.com/api/share/?title=KALP+VE+KALS%C4%B0YUM&amp;amp;link=http%3A%2F%2Fwww.menshealth.com.tr%2Fkalp-ve-kalsiyum%2F&amp;amp;notes=Kalp%2520krizi%2520riskini%2520%25C3%25B6nlemek%2520i%25C3%25A7in%2520kalsiyumdan%2520gelen%2520sa%25C4%259Fl%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1%2520kullanabilirsiniz...%250D%250A%250D%250A%250D%250ABesinlerdeki%2520ya%25C4%259F%25C4%25B1n%2520emilmesini%2520engelleyen%2520kalsiyum%252C%2520zay%25C4%25B1flama%2520sava%25C5%259F%25C4%25B1nda%2520en%2520b%25C3%25BCy%25C3%25BCk%2520m%25C3%25BCttefikiniz.ABD%25E2%2580%2599de%2520yay%25C4%25B1nlanan%2520Klinik%2520Beslenme%2520B%25C3%25BClteni%25E2%2580%2599ndeki%2520ara%25C5%259Ft%25C4%25B1rmaya%2520g%25C3%25B6re%2520diyet%2520yapan%2520ki%25C5%259Filer%2520aras%25C4%25B1nda%2520s%25C3%25BCt&amp;amp;short_link=&amp;amp;shortener=google&amp;amp;shortener_key=&amp;amp;v=1&amp;amp;apitype=1&amp;amp;apikey=8afa39428933be41f8afdb8ea21a495c&amp;amp;source=Shareaholic-Publishers&amp;amp;template=&amp;amp;service=5&amp;amp;ctype=" orig_title="Bunu postala: Facebook" rel="nofollow" target="_blank"&gt;Bunu postala: Facebook&lt;/a&gt;&lt;/li&gt;&lt;li class="shr-7 shareaholic" style="margin-left: 0px !important;"&gt;&lt;a class="external" href="" orig_title="Bunu postala: Twitter" rel="nofollow" target="_blank"&gt;Bunu postala: Twitter&lt;/a&gt;&lt;div class="shr-count"&gt;&lt;div aria-hidden="true" class="shr-count-outline" style="left: 9px; top: -10px;"&gt;2&lt;/div&gt;&lt;div aria-hidden="true" class="shr-count-outline" style="left: 10px; top: -10px;"&gt;2&lt;/div&gt;&lt;div aria-hidden="true" class="shr-count-outline" style="left: 11px; top: -10px;"&gt;2&lt;/div&gt;&lt;div aria-hidden="true" class="shr-count-outline" style="left: 9px; top: -11px;"&gt;2&lt;/div&gt;&lt;div aria-hidden="true" class="shr-count-outline" style="left: 11px; top: -11px;"&gt;2&lt;/div&gt;&lt;div aria-hidden="true" class="shr-count-outline" style="left: 9px; top: -12px;"&gt;2&lt;/div&gt;&lt;div aria-hidden="true" class="shr-count-outline" style="left: 10px; top: -12px;"&gt;2&lt;/div&gt;&lt;div aria-hidden="true" class="shr-count-outline" style="left: 11px; top: -12px;"&gt;2&lt;/div&gt;&lt;div aria-label="Number of times this webpage has been shared" class="shr-count-center" style="left: 10px; top: -11px;"&gt;2&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/452910963851134896-8587323977167711208?l=men-s-health.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://men-s-health.blogspot.com/feeds/8587323977167711208/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/kalp-ve-kalsiyum.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/8587323977167711208'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/8587323977167711208'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/kalp-ve-kalsiyum.html' title='KALP VE KALSİYUM'/><author><name>dutchland is0</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11483667602125986503</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-452910963851134896.post-7486679747486328509</id><published>2011-11-22T06:09:00.000-08:00</published><updated>2011-11-22T06:09:12.791-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='uyku'/><title type='text'>IŞIKLARI KAPATIN</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;strong&gt;Uyurken karanlıktan korkmak için sizce de biraz yaşlanmadınız mı?&lt;/strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;img alt="" class="alignleft size-full wp-image-381" height="350" src="http://www.menshealth.com.tr/seda/wp-content/uploads/2011/10/1229.jpg" width="350" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Fakat asıl önemlisi, ışığın uykuda sizi kansere karşı bile koruyan  bazı kalkanları devre dışı bırakması. Memorial Hastanesi Nöroloji  Bölümü’nden Uz. Dr. Abdullah Özkardeş, vücudun biyolojik saatini koruyup  doğal ritmini ayarlayan melatonin hormonunun, ancak gece uyurken ve  karanlıkta salgılanabildiğini söylüyor.Kısa süreli de olsa, yeterli  şiddetteki bir ışık melatonin salgılanmasını kolayca baskılayabiliyor.  Karanlıkta rahat edemiyorsanız, en azından solgun kırmızı ışık veren bir  gece lambası kullanın.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/452910963851134896-7486679747486328509?l=men-s-health.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://men-s-health.blogspot.com/feeds/7486679747486328509/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/isiklari-kapatin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/7486679747486328509'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/452910963851134896/posts/default/7486679747486328509'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://men-s-health.blogspot.com/2011/11/isiklari-kapatin.html' title='IŞIKLARI KAPATIN'/><author><name>dutchland is0</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11483667602125986503</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
