22 Kasım 2011 Salı

D VİTAMİNİNE İHTİYACINIZ VAR

D VİTAMİNİNE İHTİYACINIZ VAR


D vitamini eksikliği sonucu gelişen kalp hastalıkları, kolon ve prostat kanseri, yüzyılın salgını haline gelmek üzere…
Hayır, kesinlikle 37 yaşımda ölmek istemiyorum!” Bunlar, üç yıl önce bir yaz mevsiminde yanağımdaki pembe şişliği göstermeye gittiğim dermatolog, bana cilt kanseri olduğumu söylediğinde ağzımdan çıkan ilk sözlerdi. Ben cenaze törenimi hayal etmeye başlamışken o büyük bir soğukkanlılıkla beni sakinleştirmeye çalışıyordu: “Tek seçeneğin ölmek değil.” Neyse ki henüz hastalığın başlangıç aşamasındaydım. Dahası yanağımdaki kitleden kurtulmak için ‘kes ve dik’ kadar basit bir operasyon yeterliydi. Hatta emin olun iki ay önce yaptırdığım kanal tedavisi bile benim için daha acılı bir süreçti.
Neyse, dişçi maceramı bir başka yazıya bırakarak asıl konuya gelelim. Dermatolog randevum sonrası güneşten korunma konusunda kesinlikle daha bilinçli olmaya başlamıştım. Güneşe çıktığım her an hemen kızaran, yoğurt beyazı kıvamındaki tenime yüksek koruma faktörlü güneş kremi sürüyordum. Halı saha maçı yaparken bile. Ne de olsa 37 yaşında Azrail’i yendikten sonra 47’imde kazanmasına izin veremezdim.

Ancak büyük bir sorunum vardı: Cildimi korumak adına aldığım bu önlemler hayatıma mal olabilirdi. En azından bazı bilim insanlarının, benim gibi güneşe karşı fobik davranışlar gösterenlere yaptığı uyarı buydu. Onlara göre güneşe karşı fazla tedbirli olan bizim gibi insanlar ultraviyole ışınlardan gelen D vitaminini alamıyorlardı.
2002 yılında yapılan bir araştırmaya göre, ABD’nin kuzey kentlerinden biri olan Boston’da 18 ila 29 yaşındaki sağlıklı kişilerde kış mevsimi sonunda belirgin bir D vitamini eksikliğine rastlanıyordu. Nutrition Reviews dergisinde yer alan ve beş ayrı çalışmanın sonuçlarını birleştiren makaleye göre, Kuzey Amerika’daki D vitamini eksikliği, zannedilenden daha yaygın.
Biliyorum, “Daha fazla miktarda D vitaminine ihtiyacınız var” lafı size “Oğlum üstünü sıkı giyin dışarısı soğuk” diyen annenizi hatırlatıyor. Ne var ki bu uyarıya gerçekten kulak vermeniz gerekiyor. Zira uzmanlara göre D vitamini eksikliğinin (vücudumuzun kalsiyumu kullanmak için ihtiyaç duyduğu ve sağlam kemikler için gereken hayati madde oluyor kendisi) kalp krizi, kolon kanseri ve prostat kanseri gibi pek çok hastalığın nedeni olma ihtimali yüksek! Öyle ki Cancer dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre D vitamini eksikliği, her yıl 23.000 yeni kanser vakasına yol açabilecek potansiyele sahip ciddi bir sorun. D vitamini üzerine yaptığı çalışmalarla ün salan ve Boston Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde çalışan Dr. Michael Holick’e göre kimse bu salgının farkında değil. Holick “Herkesi etkiliyor; çocukları, tüm yetişkinleri, tüm cinsiyet ve ırkları” diyerek tehlikeye işaret ediyor.
Neyse ki yeteri kadar D vitamini almak çocuk oyuncağı… Çünkü bu, nefes almak gibi bilinçsizce yaptığımız bir şey. Gündüz dışarıdayken güneşten yayılan UVB ışınları cildinizdeki bir enzimi harekete geçiriyor. Böylece hızlı bir şekilde D vitamini üretilerek vücudunuza gönderiliyor.
Ne yazık ki pratikte bazı şeyler bu sürece engel oluyor. Bunlardan ilki bulunduğunuz coğrafya… Ekvator çizgisinden ne kadar uzaktaysanız, güneş ışınları o kadar yatay bir açıyla gelir ve UV ışınları da o kadar zayıf olur (coğrafya derslerinden tanıdık geldi değil mi?). Örneğin 42˚ Kuzey paralelini düşünelim: Bu bölgede yaşayan kişilerin kışın yeteri kadar D vitamini üretmeleri zor (neyse ki 36-42 kuzey paralelleri arasındaki Türkiye, bu tehlike sınırını ucu ucuna geçiyor). İkinci olarak, koyu renk tenli kişiler diğer bir dezavantajlı grup, zira deri pigmentleri UV ışınlarının emilimini ve D vitamini sentezini sınırlıyor.
D vitamini üretimindeki son engelse çevre. Bunu anlamak için biraz modern Avrupa tarihini bilmemiz gerekiyor. 1900’lü yılların hemen başına gidin ve endüstri devriminin ilk günlerini hayal edin. Endüstri devrimiyle birlikte nüfusun büyük bir kısmı kitleler halinde şehirlere göç etti ve karanlık, izbe apartmanlarda yaşamaya başladı. Üstüne  fabrikaların bacalarından çıkan dumanlar gökyüzünü kapladı. Sonuçta UV ışınları insanların cildine daha az ulaşmaya başladı ve D vitamini eksikliği ortaya çıktı. Öyle ki Dr. Holick’e göre geçtiğimiz yüzyılın sonunda Boston’da doğan çocukların yüzde 80’inde raşitizm vardı.
Bazı ülkelerde D vitaminiyle güçlendirilmiş sütler raşitizm problemini çözebilse de araştırmalara göre sırtımızı dayadığımız süt o kadar da güvenilir değil. New England Journal of Medicine dergisinde yayınlanan ve 42 değişik marka süt üzerinde yapılan araştırma da bu sütlerin 26’sının etikette yazan 400 IU D vitaminine sahip olmadığını gösterdi.
Aslında sütler vaat ettikleri miktarda D vitamini içerseler bile vücudumuzun asıl ihtiyaçlarını karşılamaktan uzaklar. Yetişkinler için önerilen günlük D vitamini miktarı 200 IU olsa da kan seviyemizi olması gereken yerde tutmak için beş kat daha fazlasına ihtiyacımız olduğuna (1.000 IU) dair bir fikir birliğine doğru gidiliyor. Ancak bunu sadece beslenme yoluyla almanız da neredeyse imkansız. Zira doğal olarak yüksek D vitamini seviyesine sahip tek besin kaynağı soğuk su balıkları. “Günlük D vitamini ihtiyacınızı temin etmeye başlamak için bile multivitamin almak, iki bardak süt içmek ve her gün somon balığı yemek zorundasınız” diyor sürekli acı haberler veren Dr. Holick.
Dr. Holick, 30 yıldır D vitamini üzerine çalışıyor. Bu konuda yazdıklarıyla da çok sayıda dermatoloğun oklarını üstüne çekmiş.
Bir bakıma, dermatologları bu katı tutumları için suçlamak da zor. Zira kanser vakaları arasında en çok görülen üçüncü tür olan cilt kanserinin kurbanları her yıl gitgide artıyor. Aslına bakarsanız Dr. Holick de cilt kanserinin önemli bir problem olduğunu inkar etmiyor ve güneş altında birkaç dakika geçirdikten sonra güneş kremi kullanmayı öneriyor.
Zaten bazı dermatologların iki büyük nüfus grubu üzerine yaptıkları çalışmalar da bu kaygıları doğruluyor. NASA doktorlarından William Grant birkaç yıl önce yaptığı araştırmada, ABD’nin kuzeyinde yaşayanların, güneyinde yaşayanlardan bir buçuk kat daha fazla kolon, prostat ya da göğüs kanserine yakalandıklarını ortaya koydu. Bunun üzerine de tüm ABD eyaletlerinin UV seviyeleri ve kanser vakaları arasındaki bağı bulmak üzere araştırmalara başladı. “Düşük UV seviyesi ve 12 farklı kanser türü arasında bir ilişki buldum” diyor Grant.
Buna benzer bir coğrafi ilişki de güneşe çıkma ve doku sertleşmesi (skleroz) arasında da bulundu: Örneğin ABD’de MS-Multipl Skleroz (merkezi sinir sistemini etkileyen ciddi bir hastalık) vakaları kuzeye doğru gittikçe artıyor. Grant’e göre bu ilişki oldukça önemli: “Tahmin ediyorum ki ABD’deki MS hastalarının yarısı eğer güney eyaletlerindeki kadar UVB ışını alabilselerdi MS’e yakalanmazlardı.”
Kısacası D vitamini bir dava konusu olsaydı, Grant’in bulguları ikinci derecede kanıt sayılabilirdi. Yani etkili ama çok da ikna edici değil… Daha güçlü bir kanıtsa D vitaminiyle sağlam ve güçlü kemikler arasında kurulabilir. Yapılan araştırmalara göre düşük seviyedeki D vitamini sadece kemik erimesi riskini yüzde 300 artırmakla kalmıyor, aynı zamanda açıklanamayan kemik ağrılarına da neden oluyor. Araştırmalara göre, sırt ağrısı çekenlerin yüzde 80’inde D vitamini eksikliği gözlemleniyor.
Daha az somut ama çok daha tehlikeli görünen başka bir durumsa D vitamini eksikliği ve kanser ilişkisi. Laboratuvar çalışmalarına göre normal D vitamini seviyelerine sahipseniz, kanser hücreleri gelişmekte zorlanıyor. Journal of the American Medical Association dergisinde yayınlanan bir araştırmada, D vitamini açısından güçlü bir beslenme düzenine sahip kişilerde, kanserli kolon dokularının gelişme riskinin yüzde 40 azaldığı ortaya çıktı.
Araştırmacılar aynı şekilde D vitamini ve kalp sağlığı arasında da bir ilişkiye rastladılar. Şöyle ki ekvatordan ne kadar uzakta yaşıyorsanız, kan basıncınız da o kadar yüksek oluyor.  Bu durumda da UV ışınlarının kuvvetli olduğu yaz mevsimlerinde kan basıncınız düşüyor. Yani anlayabileceğiniz üzere kan basıncını düzenleyen bizzat D vitamini. Benzer bir şekilde American College of Cardiology dergisinde yayınlanan bir araştırma sonucuna göre düşük D vitamini seviyesi kalp yetmezliğinde de rol oynuyor.
Sonuç olarak tüm araştırma sonuçlarının sizi dehşete düşürdüğüne eminiz. Ancak bazı bilim insanları hala şüpheci. Özellikle de dermatologlar. Mount Sinai Tıp Merkezi’nden dermatolog Dr. James Spencer, “Dr. Holick ve meslektaşları, C vitaminin her türlü hastalıkla savaşabileceğine takmış Nobel ödüllü bilim insanı Dr. Linus Pauling’i hatırlatıyor” diyor. “Dr. Pauling için C vitamini neyse Dr. Holick için de D vitamini o. Bu elbette ki oldukça cezbedici bir fikir: İlaçlarını al ya da biraz güneşte dur! Her şey harika olacak. Hayat bu kadar basit olabilir mi?”
Tüm bunlara bakarak siz ne diyorsunuz? D vitamini gerçekten sağlıklı bir hayatın temelini oluşturan mucizevî bir iksir mi yoksa D vitamini alma uğruna karşısına çıktığımız güneş, hayatımıza kasteden bir düşman mı?

1 yorum:

  1. KREDİ VE FİNANS YARDIMI TEKLİF, ŞİMDİ UYGULAYIN.

    BİZE KADAR GİDİYORSANIZ KREDİ İŞLERİNİN FIRSATLARINI İHTİYAÇTURULMASINA KADAR BİZE KADAR ÖNEM EDİLEMEYE GETİREN GÜVENLİ BİR KREDİYE İHTİYACINIZ NEREDE BEKLİYORSUNUZ acgbusinesscompany@gmail.com adresinde daha fazla bilgi için BİZE ULAŞINIZ BİZE ULAŞIN

    YanıtlaSil