22 Kasım 2011 Salı

KAN BASINCINIZI DÜŞÜRÜN

KAN BASINCINIZI DÜŞÜRÜN


Kırk yaşın altındaki erkeklerin sadece yüzde 29’u ideal kan basıncı oranlarına sahip. Siz de bu şanslı kesimden olmak istiyorsanız, aşağıdaki gıdaları tüketmeye bakın.
Karpuz damarları genişletir
Bu özelliğinden dolayı karpuz aynı zamanda ‘doğal viagra’ unvanını taşıyor. Bu sihirli meyve aynı zamanda kan basıncınızı da düşürüyor. Florida Eyalet Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre vücudumuz bu meyvede bulunan aminoasitleri, damarları genişleten arginine dönüştürüyor. Daha hızlı sonuçlar almanın yolu da karpuzun suyunu içmekten geçiyor.
Kereviz stresi azaltır
Chicago Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre kerevizde bulunan ftalit maddesi vücudun katekomalin isimli stres hormonu üretimini azaltıyor. Bu da damarların daralmasını engelliyor. Bundan faydalanmak için günde yedi kereviz yemeniz gerekiyor. Bu kadar yiyemem diyorsanız, kerevizi smoothie’niz içinde değerlendirebilirsiniz.
Muz sodyum oranını dengeler
Tuz tansiyonunuzu nasıl artırıyorsa, potasyum da düşürür. Dr. Malcolm Vandenburg “Muz, içindeki potasyum sayesinde kan basıncını düşüren en önemli meyvelerdendir” diyor. Vücudunuzdaki sıvıları dengelemekle görevli olan böbreklerin üçe iki oranında potasyum sodyum oranına ihtiyacı vardır. Günde iki adet muz yemek bu oranı yakalamak konusunda size yardım eder:
Zeytinyağı atardamarları temizler
ABD’de yayınlanan Journal of Nutrition’daki bir araştırmaya göre her gün zeytinyağı tüketmek sistolik kan basıncını yüzde üç oranında düşürüyor. Beslenme uzmanı Gareth Edwards “Tekli doymamış oleik asit kolesterol oranını düşürürken kanın damarlarında daha rahat dolaşmasını sağlar” diyor. Salata sosunuza taze sarımsak eklemeyi unutmayın. İçinde bulunan antioksidanlar kolesterolün damarlarınızda kalmasını engeller.

YAŞAMI UZATMAK MÜMKÜN MÜ?

YAŞAMI UZATMAK MÜMKÜN MÜ?


İlk olarak belirtmemiz gerekir ki, bu merakınızda hiç de yalnız değilsiniz, ‘ölmez otu’nu arayan Gılgamış’tan bu yana insanoğlu binlerce yıldır hayatı uzatacak sihirli bir iksir aramayı sürdüyor.
Ne yazık ki, biz ‘dahi’ değiliz, dolayısıyla elimizde sizi 150 yıl yaşatacak deha ürünü bir formül yok. Yine de sorunuzun yanıtı koskocaman bir  ‘EVET’. Çünkü bilimsel araştırmalar, midenizi ecza dolabına çevirmeden yaşamınızda yapacağınız ufak değişikliklerle ömrünüze 22 yıl katabileceğinizi gösteriyor. İşte hayatınızı uzatmanın 5 basit yolu:
1- Bir dahaki sefere ‘Çorba mı Salata mı?’ diye sorulduğunda salatayı tercih edin.
+ 2 YIL

UYKUDAN VAZGEÇMEYİN

UYKUDAN VAZGEÇMEYİN

ŞEKERLEMENİN FAYDALARI

ŞEKERLEMENİN FAYDALARI


STRES İLE NASIL BAŞA ÇIKILIR?

STRES İLE NASIL BAŞA ÇIKILIR?


Modern hayatın tuzaklarından beslenen ve her yaştan erkeği etkileyen bir tehlike kapıda bekliyor. Çözümü ise strese karşı bağışıklığınızı güçlendirmekten geçiyor.
Sabah alarmınız çalmaya başlıyor. Bir gece önce içtiğiniz içkilerin etkisinden kurtulamamış olmanıza ve gözünüzü açamamanıza rağmen mecburen kalkıyorsunuz. Kahvaltı edecek vaktiniz yok, kendinize hemen bir kahve yapıp yola koyuluyorsunuz. Trafik tabii ki kilit durumda… Biraz neşelenmek için açtığınız radyoda ekonomik kriz ve terör olayları tartışılıyor. Kendinizi zar zor işe atıyorsunuz. 78 tane e-postanız var ve bunların iki tanesi sinirli müşteriler tarafından yollanmışken, bir tanesi de beklediğiniz işin gecikeceğini söylüyor. Siniriniz iyice bozuluyor. Ne var ki bir saat sonra çok önemli bir sunumunuz var. Haftalarca hazırlandığınız sunumu yorgunluk ve sinir bozukluğu sayesinde berbat ediyorsunuz. Kız arkadaşınız telefonla arayıp sunumun nasıl gittiğini soruyor. Fakat ne yazık ki onunla normal şekilde konuşa

KEL KALMAK ZORUNDA DEĞİLSİN

KEL KALMAK ZORUNDA DEĞİLSİN



“Acaba tutar mı?” diye endişe etmeyin. Ekilen saçın dökülme riski yok.
Stres, genler, alkol, sigara… Saçınızın dökülmesinin ya da erken yaşta kel kalmanızın sebebi herhangi bir tanesi olabilir. İlk kez 1959 yılında gerçekleştirilen saç ekimi operasyonu, bugün herhangi bir estetik operasyon kadar kolay ve ulaşılabilir durumda. Fakat hâlâ erkeklerin saç ektirme konusunda akıllarında bir sürü soru işareti var. Tutar mı tutmaz mı? Süreci, fiyatı ve bir sürü detayı ne? Transmed Saç & Kozmetik Cerrahi Kliniği Medikal Direktörü Dr. Melike Külahçı’dan saç ektirme operasyonunun detaylarını öğrendik.
SORU: 1

DİŞE DİŞ MÜCADELE EDİN

DİŞE DİŞ MÜCADELE EDİN


Ağız ve diş sağlığı konusunda farkında olmadan yaptığımız hatalar, kimi zaman telafisi çok güç sonuçlar doğurabiliyor.
Buna rağmen, toplumumuzda her konuda olduğu gibi diş bakımında da kulaktan dolma bilgilerle hareket etmek oldukça yaygın. Bu hatayı ortadan kaldırmak ve size doğruları göstermek için İstanbul Smile Kliniği’nden Diş Tabibi (Dt.) Kıvılcım Teksöz’e danıştık. İşte diş ve ağız sağlığı hakkında bilmeniz gereken iyi ve kötü haberler…
DİŞ ETİ HASTALIKLARI DİYABET RİSKİNİ ARTIRIYOR
(Kötü)
Diyabet ile diş eti hastalıkları genellikle birlikte seyretmektedir. Kontrolsüz diyabet dişeti sağlığını kötüleştirmektedir. Aynı şekilde tedavi edilmemiş dişeti hastalığı da diyabetik kan şekerinin kontrolünü zorlaştırmaktadır. İlk kez Columbia Üniversitesi Halk Sağlığı Bölümü’nde, 1982-1992 yılları arasında 7168 yetişkin üzerinde yapılan bu araştırma, orta dereceden

DOKTORCANIN ANLAŞILMAZ DİLİNİ TERCÜME EDİYORUZ

 


Doktorların şifreli mesajlarını anlamayı ve kısa sürede sağlığınıza kavuşmayı öğrenin.
Doktorunuz ne diyor?
“Size efor testi yapmamız gerekiyor.”

Ne demek istiyor?
“Patlamaya hazır bir saatli bombasınız.”

Yanıtınız ne olmalı:
“Bu testi her hastanıza uygular mısınız, yoksa benim durumumda özel bir şey mi var?” diye sorun. Gizli kalp damar hastalıklarını ortaya çıkaran bu testte bir yürüyüş bandında koşarken elektrokardiyogramınız çekilir. Prof. Dr. Mehmet Öz, “Bu testte kalbinizin sınırları zorlanarak, sizi yarı yolda bırakıp bırakmayacağına bakılır” diyor. Bu test aynı zamanda nasıl yaşlandığınızı da ortaya çıkarır.
Doktorunuz ne diyor?
“Bir haftada geçmezse yeniden kontrole gelin.”

Ne demek istiyor?
“Önemli bir şey olmadığını umuyorum ve kendi kendine geçeceğini tahmin ediyorum.”

Yanıtınız ne olmalı:
“Bu sürede en kötü durum ne olabilir?” diye sorun. Doktorunuz hastalığınızı incelemek istiyor olabilir. Prof. Dr. Öz, “Her tedavi sonuç vermeyeceği için, deney yapma fırsatını kullanmak istiyor olabilir” diyor.
Doktorunuz ne diyor?
“Elimizde farklı tedavi seçenekleri var.”

Ne demek istiyor?
“En iyi tedavi hangisi kestiremiyoruz.”

Yanıtınız ne olmalı:
“Her tedavinin kendine özgü yan etkileri neler?” diye sorun. Prof. Dr. Öz, “Eğer doktorunuz kesin tedaviyi biliyorsa size seçenek sunmaz” diyor.
Doktorunuz ne diyor?
“Birkaç tetkik daha yapmamız gerekiyor.”

Ne demek istiyor?
“Zaman kazanmaya çalışıyorum çünkü kesin tanıyı koyamadım.”

Yanıtınız ne olmalı:
“Test sonuçlarından nasıl bir tanı koymayı umuyorsunuz?” sorusunu yöneltin. Her insanın olduğu gibi doktorların da mantık dışı davrandıkları anlar olabilir. Sizin göreviniz bunları yakalamak. Prof. Dr. Mehmet Öz, “Doktorunuz size bir gidişat şeması şeklinde test sonuçlarının sizi nereye götüreceğini ve tanının varabileceği uç noktaları gösterebilmeli” diyor. Eğer bu hayali şemadaki gidişat, size mantıksız geliyorsa ve aklınıza yatmıyorsa, bunu doktorunuza açık açık söyleyin.
Doktorunuz ne diyor?
“Rejim yapıp egzersize ağırlık vermenizi tavsiye ederim.”

Ne demek istiyor?
“Eğer belinizi inceltmezseniz, sonunuz diyabet olacak.”

Yanıtınız ne olmalı:
“Bende yüksek tansiyon, yüksek kolesterol ve gizli şeker var mı?” diye danışın. Üçünden kurtulmak için de kilo vermelisiniz. Bel çevrenizi ölçün. Eğer çıkan sonuç boyunuzun yarısından fazlaysa kilolusunuz demektir.
Doktorunuz ne diyor?
“Başka bir doktora görünmenizi tavsiye ederim.”

Ne düşünmeniz gerekli?
“Başka doktorlar mutlaka farklı tedavi uygular. Neden kendisi doğrusunu yapmıyor?”

STRESE ELVEDA DİYİN

STRESE ELVEDA DİYİN



Stresi kısa bir sürede alt etmenizi sağlayacak 9 yöntem…
Tatil sezonlarının aslında kalp krizi geçirme ihtimalinizin en yüksek olduğu dönemler olduğunu biliyor muydunuz? California Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre en ölümcül olabilecek günler tatil günleri. En tehlikeli olanı ise yılbaşı gecesi ki, bu gecede kalbinizle ilgili bir sıkıntı yaşama ihtimaliniz normalden %5 oranında daha fazla. Tabii ki stresi tetikleyici birçok olay da oluyor hayatımızda. Örneğin mali, ailevi ve şahsi problemler. Eh her gün deliksiz bir uyku çekmek ve spor salonuna gitmek de pek mümkün olmadığına göre stresi azaltacak bu 9 yönteme bir göz atmanızda fayda var.

OFİSTE SERİ KATİL OLMAMAK İÇİN 10 ADIM


Çalışma hayatı çok zor. Biliyoruz, saygı duyuyoruz. Ancak bu, bir gün elinizde makinalı tüfekle gelip dehşet yaratmanıza da yol açmasın istiyoruz.

İşte ofiste stresi yenmeniz için size önereceğimiz 10 tavsiye:
1 Yapılacaklar listeniz iyice uzadıysa, kahvenizi bir bardak sütle değiştirin. Ofis mücadelesinden galip çıkmanız için gereken ve size kendinizi iyi hissettiren serotonin hormonunu salgılamanıza yardımcı olacaktır.
2 Kalp sorunları yaşamamak için masanızda daha uzun kalın. (Hemen tepki göstermeyin, açıklıyoruz.) Evine iş götüren kişiler, işini ofiste bitirip eve dönenlere oranla 20 kat daha fazla kalp riskiyle karşı karşıyalar.
3 “Kötü stres”le başa çıkmak için “iyi stres” kullanın. Hayatınızdaki pozitif yönlere odaklanın. Çok ufak şeyler bile olsa, ruh halinizi düzeltip başka problemlere odaklanabilmenizi kolaylaştıracak tüm olumlu tarafları kendinize telkin edin.
4 Masanızda müzik dinleyin. Melodiler kaslarınızdaki gerginliği giderir ve stres hormonu kortizolün seviyesini düşürerek daha rahat bir çalışma sağlar. Araştırmalar Mozart benzeri klasik müzikler dinlemenin iletişim kabiliyetlerini, yaratıcılığı ve iş yapma performansını arttırdığını gösteriyor.
5 Anksiyetenizden yazarak kurtulabilirsiniz. Eğer çok yorgun ve stres altında hissediyorsanız, yapacağınız görevleri bir bir yazıp onları tamamlamak egonuzu ve sizi rahatlatmaya fazlasıyla yetecektir.
6 Masanızı ve zihninizi yeniden düzenleyin. Daha temiz bir ortamda çalışmak, zihninizi gereksiz dikkat dağıtıcılardan arındırmak anlamına gelir. Bu da daha üretken olmanızı sağlar.
7 Evi arayın. Sevdiğiniz kişilerle iletişime geçmek, oksitosin hormonu seviyenizi arttırır ve öfkeli halinizin yerine bir gülümseme bırakır.
8 Yabancı bir dilde 10’a kadar sayın. Zihninizi hızlıca başka bir alana yönlendirir. Bu durum stres seviyenizi aşağıya çekmek için yeterlidir.
9 Eğer kendinizi patlayacak gibi hissediyorsanız 15 dakikalık bir mola verin. Çalıştığınız ortamdan ayrılın ve ufak esneme hareketleri yapın. Bunun sizi daha sakin ve üretken yapacağı kesin.
10 Oyun oynayın. Öylesine bir video oyunu stres seviyenizi aşağı çekip, ruh halinizi olumlu tarafa yönlendirebilir. Elbette Call of Duty: Black Ops gibi sert oyunlar yerine daha sakin oyunları tercih etmek yerinde olacaktır. (Zaten ofiste oyunu bitiremeyeceksin. Öylesine bir şey seç işte.)

AĞZINIZ ALARM VERİYOR

AĞZINIZ ALARM VERİYOR




Dudak, diş ve diş etleriniz sizi büyük sağlık sorunlarına karşı uyarmaya çalışıyor. Peki, siz dinliyor musunuz?
Acaba diş fırçalamaya ayrılan iki dakikadan daha ölü bir zaman var mıdır? Kafanızda hiçbir düşünce olmadan aynanın karşısına geçer, diş macununu sıkar ve dişlerinizi parlatmaya çalışırsınız. Eğer aklınızdan bunlar geçiyorsa, kendi doktorunuz olma fırsatını kaçırıyorsunuz demektir. Çünkü diş eti hastalıkları sadece kalp hastalıklarına yakalanma riskinizi yedi kat arttırabiliyor. Indiana Üniversitesi’nden Domenick Zero da “Dişeti sağlığının bozulması bakteriyel enfeksiyon sonucunda gerçekleşir. Bu da vücudunuzda bir şeylerin iyi gitmediğine delalettir” diyerek uyarıyor. Örneğin dişlerinizi fırçaladığınızda karşılaştığınız ve önemsemediğiniz kanamalar aslında pankreas, sinüsler ve vücuttaki birçok hastalığa işaret ediyor olabilir. Neyse ki, ağzınızı muayene etmek daha kolaydır ve semptomlar da kendini gayet net gösterir. Tabii önce bu belirtilere kulak vermelisiniz. İşte ağzınızın size anlatmak istedikleri ve alacağınız önlemler.

ZİHİNSEL STRESİN ÜSTESİNDEN GELMENİN 3 YOLU



Stanford Üniversitesi Nöroloji Uzmanı Prof. Robert Sapolsky’ye lotus pozisyonunda oturup meditasyon yapmadan stresi kontrol etmenin yollarını sorduk.
İşte size üç pratik öneri:
Dizginleri elinize alın
Kontrol hissiyatı hayatınızdaki pek çok stres faktörünü elimine etmenizi sağlar. “Bir gönüllüyü kendisinin kontrol edemediği rastgele gürültülere maruz bırakırsanız, stres seviyesi yükselir. Ancak eğer aynı gönüllünün eline bir düğme verip, bu düğmeye bastığında mevcut gürültüyü azaltabileceğini söylerseniz, aynı miktarda gürültü çok daha az stres tepkisine yol açacaktır” diyor Prof. Sapolsky. Hayatınızı biraz olsun organize ederek dümenin elinizde olduğunu hissedebilir ve stresinizi azaltabilirsiniz.
Plan yapın
“İnsanlar hayatlarındaki bazı şeylerin geliştiğini düşündüklerinde stresle daha kolay baş ederler” diyor Sapolsky. Bu yüzden her zaman, hayatınızda daha iyiye doğru gitmesi için çalıştığınız bir şeyler olsun. Daha fit bir vücuda kavuşmak, iş yerinde terfi etmek, üyesi olduğunuz gönüllü organizasyonun gelişmesini sağlamak ya da yeni bir yabancı dil öğrenmek… Planınız herhangi bir şey olabilir, yeter ki, geleceğe dair bir umudunuz olsun. Geleceğe ilişkin umut taşımak stresi daha iyi yönetmenizi sağlar.
Bir huzur anı yaratın
Fransız filozof Simone Weil’in dediği gibi “Dikkatinizi dağıtmadan zihninizi tek bir şey üzerinde yoğunlaştırdığınız her durum meditasyon yerine geçer.” Her gün belirlediğiniz bir zaman dilimi içerisinde zihninizi boşaltarak tamamen tek bir şey üzerine odaklanmaya özen gösterin. Bu süre zarfında ister golf oynayın, ister köpeğinizi gezdirin, ister kitap okuyun, isterseniz müzik dinleyin, tercih size kalmış. Bu şekilde, ibadet eden Budistlerin sükûnetine de kavuşabilirsiniz.

YORGUN UYANMA! GÜNE ENERJİ DOLU BAŞLA


Onlarca kere ertelediğiniz alarmlar… Bir türlü yataktan enerjik kaldıramadığınız vücudunuz… Uyandıktan sonra öğle vakti gelmeden ayılamayan bir beyin ve önünü göremeyen gözler…
Tanıdık mı geldi? Eğer öyleyse, 3 adımda gününüze ideal başlangıcı yapmayı öğrenin.

1 Doğru zamanda uyuyun
Uykunun en kaliteli zaman aralığı, vücudunuzun ve zihninizin kendini yenileyeceğini varsaydığı, saat 22:00 ile sabah 6:00 arasındadır. Yani gün içinde alacağınız 7-8 saatlik uykuyu bu zaman aralığına sıkıştırmaya uğraşın. Ayrıca odanızı ne kadar karanlık ve havalandırılmış vaziyette tutarsanız o kadar verimli uyursunuz. Uykunuzu bölebilecek olan sesli ve ışıklı elektronik eşyaları kapatın. Ayrıca ergenler gibi öğlene kadar uyumayı bırakın.

SIÇRA VE SAKATLANMA


İyi zıplamayı öğrendiniz. Peki nasıl iniş yapacağınızı da biliyor musunuz?

Ön çapraz bağlarınızdan sakatlanmak istemiyorsanız, sıçradıktan sonra yere nasıl indiğinize dikkat edin.
Journal of Biomechanics’deki bir araştırmaya göre, basketbol oynarken sıçradıktan sonra dizlerini kırarak ayak parmaklarının üzerinde yere inenlerin, ön çapraz bağlarına yüzde 56 oranında daha az yük biniyor.

UZUN HAYATA GİDEN KÜÇÜK ADIMLAR

Ömrunuzu uzatmak istiyorsanız, küçük adımlar ile işa başlayın…

FİLTRELERİ TEMİZLEYİN

FİLTRELERİ TEMİZLEYİN


Farkında olmayabilirsiniz. Ancak organlarınız, vücudunuza sızmaya çalışan yabancı maddelerle her gün amansız bir mücadele veriyor.
O çok sevgili otomobilinizi, yılda birkaç kez servise götürüyorsunuz değil mi? Tamirciniz de hava filtresini gösterdikten sonra yine aynı diyalog vuku buluyor: “Bak gördün mü yine ne hale gelmiş. Artık bunun yenisini takalım.” Peki, ciğerlerinizin de motorunuzla aynı havayı teneffüs ettiğini ya da karaciğer ve böbreklerinizin de tıpkı bir yağ filtresi gibi bozulabildiğini hiç düşündünüz mü? Oysa bu organlar sindirim ve lenf sisteminizle birlikte kanınızı temizliyor ve atıkları ayıklıyor. Onları ihmal etmek ise hipertansiyondan astıma kadar pek çok ciddi hastalığa davetiye çıkarmanız anlamına geliyor.  Lenf sisteminiz için yapılacak bir şey zaten yok (zira o kendi kendini temizliyor) ama diğerlerini temiz tutmanız mümkün.
FİLTRE 1: KARACİĞER
Çok fonksiyonlu mucizeniz
Karaciğerinizin ‘happy hour’larda kötüye kullanılmak için mi orada durduğunu sanıyorsunuz? Belki de, ancak bu durum içkiyi abartmanızı gerektirmiyor; zira bu 1,5 kilogramlık organın (vücudunuzdaki en büyük organ) alkolü işlemek dışında en az 250 fonksiyonu daha var. İlk olarak kanınızdaki bakteri ve kirletici maddeleri temizler. Ayrıca sindirilme ve emilme işlemlerinde yağı parçalayan ve yapışkan bir madde olan ödü de üretir. Ancak ne yazık ki, fazla alkol ya da kötü bir beslenme düzeni tüm bu fonksiyonlara zarar verir.
Temiz tutun Spor salonunda günde 10 dakika vakit geçirmek karaciğerinizin tüm görevlerini layıkıyla yerine getirmesini sağlıyor. Hepatology dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre ‘alkolden kaynaklanmayan yağlı karaciğer hastalığı’ olan kişilerin 3 ay boyunca egzersiz sürelerini haftada 60 dakikaya çıkardıklarında karaciğer problemlerine neden olan enzim seviyelerinde düşüş kaydedildiği görüldü.
Ancak tüm bu kazançlar çok fazla alkol tükettiğinizde tarih oluyor. Arada sırada bira içmek sorun yaratmasa da, tek bir seferde 5 ve üstü sayıda kadeh yuvarlamaktan kesinlikle kaçının. Aslında en önemlisi neyi ‘içki’ olarak kabul ettiğinizi bir daha gözden geçirmek… Standart bir içki 17 gram alkol içerir. Ancak Alcohol Research Group of the Public Health Institute’un 2008 yılında yaptığı bir araştırmaya göre, barlardaki ortalama bir şarap kadehinde %43 daha fazla alkol bulunuyor. Bu oran ortalama bir birada %22, kokteyllerde ise %32 daha fazla. Kısacası siz havada uçuşan kadehleri sınırladığınızı düşünseniz bile fark etmeden zannettiğinizden daha fazlasını vücudunuza alıyor olabilirsiniz.
FİLTRE 2: BÖBREKLER
Kan dengeleyiciler
Böbrekleriniz yorulmak nedir bilmez. Her gün hiç ses çıkarmadan vücudunuzdan 1,8 litre atık gönderir ve su filtreler. Bu işlem sayesinde kanınızdaki maddeleri dışarı atarak kan basıncınızı düzenler. Böylece kan hacminiz düşer ve kalbiniz üzerindeki stres kontrol altına alınır. Böbrekler aynı zamanda vücudunuzdaki elektrolitleri de dengeler. Aksi halde, yüksek sodyum hipertansiyona, yüksek potasyum ise anormal kalp ritmine neden olabilir. Böbreklerinizin tam kapasite çalışamadığının göstergesi pembemsi idrar, el ve ayakta şişlikler ve alt sırt bölgesinde sürekli devam eden ağrılardır.
Temiz tutun Su tüketimi konusunda beklentileri karşılayamadığınız takdirde, böbrekleriniz vücudunuzdaki sıvıları dengeleme konusunda mücadele ederken hücre hasarları yaşanabilir. Her gün en az 2,5 litre su için. Üstelik her gün yeterli miktarda su içerek böbreklerinizde taş oluşmasını da engellersiniz. Aslında bu sert kütleler oksalat, fosfat ya da diğer kimyasalların kalsiyumla birleşmesi sonucunda oluşan küçük kristallerdir. Asıl bu kristaller birbirine bağlandığında, işte o acı verici durum ortaya çıkar. Zira böbreklerinizdeki sıvı akışı engellendiği için ciddi bir acıya (işkenceden farksız olduğunu söyleyenlerin sayısı küçümsenebilecek gibi değil) neden olabiliyor. Çözüm ise basit. Günlük likit alımınıza 2,5 litrelik suyun yanı sıra 1 bardak da portakal suyu ekleyin. Portakal suyu idrarınızda sitrat seviyesini artırarak kristalizasyonu ve birleşmelerde çimento görevi gören kalsiyumu azaltıyor.
FİLTRE 3: AKCİĞERLER
Kötü hava savaşçıları
İşte size korkunç bir gerçek: Akciğerleriniz dış çevrenin şartlarına sürekli olarak maruz kalan tek iç organınızdır. Havada yüzen maddelerle mücadele etmek durumunda olan ciğerleriniz ise içeri giren kimyasal maddeler, bakteriler ve virüsleri bir nevi süpüren ince tüylerle kaplıdır. Ciğerleriniz aynı zamanda hayatınızı sürdürmenizi sağlayan havadan oksijeni alıp yerine karbondioksit verme görevini de gerçekleştirir. Ancak hava yoluyla gelen yapışkan maddelere düzenli olarak maruz kalmak bu süreci bozarak bronşit ve astım gibi hastalıklara neden olabilir.
Temiz tutun National Institute of Health’in araştırmasında daha çok elma yiyenlerin, daha az yiyenlerden %33 daha az oranda kronik balgamlı öksürük sorunu yaşadıkları görüldü. Elmanın kabuğundaki pektin ve antioksidanlar ciğerlerinizdeki enflamasyonu azaltabiliyor. Dahası solunum sisteminin düşmanı olan ozon kirliliğinin yüksek olduğu günlerde de içeride kalmaya özen gösterin. Zira bu kirletici madde solunum yollarınızı daraltan enflamasyonlara neden olur. Eğer açıkhavada yaptığınız koşu sonrası alışık olmadığınız kadar soluk soluğa kalıyorsanız, ozona karşı hassas olmanız mümkün. Günlük ozon seviyelerini Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü’nün sitesi olan ‘www.dmi.gov.tr’den takip edebilirsiniz.
FİLTRE 4: SİNDİRİM SİSTEMİ
Besin işleyici
Akşam yemeği diye midenize gönderdiğiniz pizzanın neler yaşayacağını bilmiyor olabilirsiniz ama vücudunuz biliyor. Yemek borunuz boyunca ilerleyen pizza, mide, ince ve kalın bağırsağınıza ulaşır. Sindirim siteminiz, bu yol boyunca ihtiyacınız olanları (protein, karbonhidrat, yağ, vitamin ve mineraller) olmayanlardan ayırır. Emilimdeki herhangi bir problem ve tıkanıklık vücudunuzun besinleri almasına engel olur. Bu problem herkesin sık sık şikâyet ettiği mide yanmasının sebebidir.
Temiz tutun Arada sırada olan yanmalar zararsız olsa da, bu nöbetlerin sıklaşması (haftada ikiden fazla) halinde yemek borunuzda yaralar açılır, bu da besinlerin yol üzerinde yapışmalarına neden olur. Asit gidericiler kullanmak acıyı hafifletse de, bu atakları engelleyemez. Eğer mide yanması sizin için kronik bir sorunsa, beslenme düzenizi gözden geçirin. Tetikleyici besinleri acilen kesin veya bir hafta sonra tekrar düzeninize ekleyin ya da çok küçük parçalar halinde tüketin. En sık rastlanan tetikleyiciler ise kafein, soğan, çikolata, asitli meyveler, sarımsak ve domatestir.  Sindirim yolunuzun önündeki mayınlardan bir diğeri ise fıtık… Hani şu kaynınızda da olan hastalık!  Fıtık, iç organlarınızın bir parçası (sıklıkla da bağırsaklar) dışarı fırladığında ve karın kaslarınızı engellediğinde ortaya çıkar. Bu durum ağırlık antrenmanı yaparken aşırı çalışmanın sonucunda da oluşabileceği için şu tüyomuzu uygulayın. Ağırlık kaldırmadan önce midenizi sanki birazdan bir yumruk yiyecekmiş gibi ancak bir yandan da nefes alabilecek şekilde sıkıştırın. Bu hareket karın duvarınızı çevreleyen kasları destekler ve çalıştırır. Plank egzersizleri de karın kaslarınızı güçlendirmek ve fıtık ihtimalini düşürmek için bire birdir.

D VİTAMİNİNE İHTİYACINIZ VAR

D VİTAMİNİNE İHTİYACINIZ VAR


D vitamini eksikliği sonucu gelişen kalp hastalıkları, kolon ve prostat kanseri, yüzyılın salgını haline gelmek üzere…
Hayır, kesinlikle 37 yaşımda ölmek istemiyorum!” Bunlar, üç yıl önce bir yaz mevsiminde yanağımdaki pembe şişliği göstermeye gittiğim dermatolog, bana cilt kanseri olduğumu söylediğinde ağzımdan çıkan ilk sözlerdi. Ben cenaze törenimi hayal etmeye başlamışken o büyük bir soğukkanlılıkla beni sakinleştirmeye çalışıyordu: “Tek seçeneğin ölmek değil.” Neyse ki henüz hastalığın başlangıç aşamasındaydım. Dahası yanağımdaki kitleden kurtulmak için ‘kes ve dik’ kadar basit bir operasyon yeterliydi. Hatta emin olun iki ay önce yaptırdığım kanal tedavisi bile benim için daha acılı bir süreçti.
Neyse, dişçi maceramı bir başka yazıya bırakarak asıl konuya gelelim. Dermatolog randevum sonrası güneşten korunma konusunda kesinlikle daha bilinçli olmaya başlamıştım. Güneşe çıktığım her an hemen kızaran, yoğurt beyazı kıvamındaki tenime yüksek koruma faktörlü güneş kremi sürüyordum. Halı saha maçı yaparken bile. Ne de olsa 37 yaşında Azrail’i yendikten sonra 47’imde kazanmasına izin veremezdim.

ERKEKLİĞİNİZİ KORUYUN

ERKEKLİĞİNİZİ KORUYUN



Bir erkeğin üreme organları birçok teknik sorunla karşılaşabilir. Bu makaleyi bir arıza tespit rehberi olarak ele alın, faydasını göreceksiniz.
Kadınlar üreme organlarımız konusunda biraz rahatsız. Kızlar eteklerinin altına külot bile giymiyor (teşekkürler Britney) ama çoğu erkek İskoç eteği giymeye cesaret edemez. Çocuklar için sakıncalı filmlerde kadınların pembe kısımları gösterilir ama erkeklerin aleti siyah bir kutuyla gizlenir. Tıpta kadınların özel bölgelerinin sağlığına adanmış dört başı mamur bir uzmanlık dalı varken, biz erkekler fıtık kontrolünden başka bir gerekçeyle doktor muayenehanesinin önünden bile geçmeyiz. Bütün bunlarda şu anlama geliyor: İş en önemli teçhizatımızı, yani türümüzü

MUTFAKTAKİ TEHLİKE


Tuz, sağlığınızın amansız düşmanı mı yoksa tamamen masum bir lezzet artırıcı mı? Gezegenin bu en leziz mineraline yakından göz atalım.
Şekerdi yağdı derken, tuza karşı da savaş açıldı. Beslenme uzmanları ve doktorlardan oluşan güçlü bir ordu, her gün ‘düşman’ın bize ve sevdiklerimize verdiği hasarı anlatmak için obeziteden kalp yetmezliğine, hipertansiyondan görme kaybına kadar pek çok istatistiği gözler önüne seriyor. Tıp enstitüleri besinlerdeki sodyum miktarının düşürülmesi konusunda hükümetlere baskı yaparken Amerika Kalp Derneği gibi kurumlar da ABD’de Ulusal Tuz Alımını Düşürme adına bazı girişimler peşinde.



• Ülkemizde ise durum bu gibi konular söz konusu olduğunda her zamanki gibi aynı… Dünya ortalaması 9-12 gram iken 18 gramlık tuz tüketimiyle dünya birinciliğini kimselere kaptırmıyoruz. Tabii bunda tuzdan

KALBİNİ KORU

Sağlıklı bir kalbe giden yol sağlıklı beslenmekten, yani gerçekten de midenizden geçiyor.

Yediğiniz her şey kalbinize de etki eder.
Alman bilim insanlarına göre yüksek miktarda flavanol tüketmek (çay, şarap ve kakaoda bulanan kimyasallar) koroner kalp hastalığına sahip kişilerin kan damarlarını yüzde 47’ye kadar genişletebiliyor. Bu da arterleri tamir eden anjiyojenik hücrelerin dolaşımını hızlandırıyor.
Not: Vitamin takviyesi alıyorsanız hemen öncesinde veya sonrasında çay tüketmeyin. 1 bardak şaraptan fazlası için, “Ne kadar içersem o kadar damarlarım genişler” diye bahane üretmeyin. Gereksiz yağ istemiyorsanız, bitter çikolatadan başkasını tüketmeyin.

STRES MARATONU



Kendinizi baskı altına alıp stres yaratmanız, bağ ve dokularınız için oldukça zararlı.

Yıllarca maraton koşan insanların ilerleyen yaşlarda da fit ve sağlıklı olmasını beklersiniz değil mi? Fakat gerçekler farklı.Minneapolis Heart Institute’de yapılan bir araştırmada, 25 yıl ve üstünde maraton koşmuş insanların damarlarında, sıradan insanlara göre yüzde 62 daha fazla rahatsızlık olduğu saptanmış. Araştırmanın yazarlarından Jonathan Schwartz’a göre antrenman ve yarışların fiziksel baskısı, vücudun bağ ve dokularını zararlı ve asidik bir ortama sokabilir.

SAĞLIKLI SU


Su gibisi yok derler ama suyun da iyisi, sağlıklısı oluyor.
PH oranı yüksek alkali sular, vücudun sıvı ihtiyacını daha iyi karşılıyor.
Montana State Üniversitesi’nde yapılan araştırmada iki hafta boyunca şişe su yerine mineral destekli, içinde pH oranını yükselten bileşikler bulunan bir suyu tüketenlerin, idrar yoluyla daha fazla su kaybettikleri ve vücutlarında daha fazla su bulundurdukları görülmüş.
Araştırmanın yazarı Daniel Heil, alkali suyun içinde bulunan minerallerin, kardiyovasküler sisteminizin suyu daha fazla tutmasına izin verdiğini söylüyor.

DOĞRU OMEGA-3


En sağlıklı besin takviyesini alabilmek için, içeriğinden üretimine kadar bilmek gerekir.
Bildiğiniz gibi Alzheimer, kalp hastalıkları, diyabet ya da kemik hastalıklarına karşı en büyük müttefikimiz olan omega 3 yağ asitlerinin en önemli kaynağı balıklar. Neyse ki yeteri kadar balık tüketemediğimiz zaman imdadımıza balık yağı takviyeleri yetişiyor. Ancak bu takviyelerden gerçek anlamda yararlanabilmek için ürün içeriğini iyi okumak ve en uygun olanını seçmek gerekiyor. İşte dikkat etmeniz gereken noktalar.

Hangi balıktan üretiliyor?
Uskumrudan ringa balığına, somondan sardalyaya her çeşit balık, yağ üretiminde kullanılıyor. Hatta yosun yağından ve keten tohumundan bile takviye üretmek mümkün. Bu yüzden balık yağı alırken etikete bakarak kaynağını öğrenin.

SAĞLIKLI VE TAZE İLAÇLAR


Sağlıklı bir yaşam için ilaç kullanıyoruz ancak kullandığımız ilaçların da sağlıklı olması gerektiğini biliyor muyuz?
Üstüne çok fazla düşünmesek de bir ilacın başına üreticiden ağzımıza ulaşana kadar birçok kötü şey gelebilir: Isı, nem, ışık, hava ve ilaçlarınıza zarar verebilecek diğer tüm çevresel faktörler. “Bir ilacın fiziksel yapısını değiştiren herhangi bir şey ilacın vücudunuzda dağılma ve emilme sürecini de etkileyebilir” diyor Kansas Üniversitesi’nden Dr. Joyce Generali. Siz de aşağıdaki stratejilerle ilaçlarınızı koruma altına alabilirsiniz.
1- İlaçlarınızın orijinal şişelerini dikkatle inceleyin. Herhangi bir yırtık, delik ya da aşınma olmamasına dikkat edin. Çünkü ilaçlar eczanede sizi beklerken bu ufacık yerlerden su, ışık ve bakterilerin girmesi mümkün.
2- İlaçlarınızı serin ve karanlık bir dolapta ya da çekmecede saklayın. Yani ilaç saklamada bir klasik olan mutfak ve banyoyu unutun. Zira nem tabletleri yumuşatıp kapsüllerin birbirlerine yapışmalarına neden olurken bazı ilaçların aktif bileşenlerini değişikliğe uğratabilir.
3- İnternetten ilaç sipariş edecekseniz, üreticinin ısı kontrollerini sürekli olarak yapmış olduğundan emin olun.
4- İlaçlarınızı otomobilinizde bırakmayın çünkü içerideki sıcaklık dışarıdakinden 4 dereceye kadar yüksek olabilir.
5- Uçarken ilaçlarınızı yanınızda taşıyın. Zira kargo bölümündeki sıcaklık sürekli değişiklik gösterir.
6- Haftanın günlerine bölünmüş ilaç kutuları (yukarıda resimdeki gibi) içlerine hava ve ışık alır. Onun yerine hava ve su geçirmeyen bir kutu edinin.

SPORDAN SONRA SUSADIYSAN

Spor sonrası için en ideali ılık su…

Spordan sonra susuzluğunuzu gidermek için buz gibi bir bardak su içmek istiyor olabilirsiniz. Ancak spor sonrası için en ideali ılık su içmek. Gerçekten susuzluğunuzun geçmesini istiyorsanız, içeceğiniz suyun soğuk değil ılık olması gerekiyor. Çünkü vücudunuz soğuk suya göre ılık suyu, %50 oranında daha fazla absorbe ediyor. Bu nedenle antrenman sırasında ve sonrasında soğuk su içmemeye özen gösterin.

EGZERSİZ SONRASI BESİN ALERJİSİNİN NEDENİ

Egzersiz besin alerjisine yol açar mı? Egzersiz sonrası da besin alerjisi gelişebilir.



ASLINDA STRES DİYE BİR ŞEY YOK

Sadece iki sayfada hayatınızın kontrolünü yeniden kazanacaksınız.

Göğsünüzün üzerinde bench-press’te kaldırabileceğiniz ağırlıkta bir halter olduğunu düşünün. Kollarınızın ucundaki ağırlığın uyguladığı baskıyı zamanla tüm bedeninizde hissetmeye başlıyorsunuz. Onu bir süre havada tuttuktan sonra kollarınız titriyor, terliyorsunuz. Üstelik çevrenizde size yardım edebilecek kimse de yok. İşte bu durumda hissettiğiniz umutsuzluk duygusuna stres diyebiliriz: Gücünüzün ve enerjinizin tükendiği anda, ağırlık sizi ezecek ve siz çaresizsiniz! Hiç böyle hissettiniz mi? Yoksa şu anda böyle mi hissediyorsunuz?Son 20 yıl Kaliforniya Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde klinik psikolog olarak çalıştım. Bu süre zarfında, işleri, aileleri ve maddi sorumluluklarının baskısı altında ezildiğini düşünen insanları iyileştirdim. Çoğunun üzerindeki baskıyı onları sadece bir şeye ikna ederek kaldırdım: “Aslında sandığınız gibi stres diye bir şey yoktur.”Beni doğru duydunuz. Stres bir gün, tıp tarihinde hiçbir zaman iyileştiremediğimiz, çünkü hiçbir zaman var olmayan bir hastalık olarak yerini alacak. Stres fikri, ilk kez 1936’da Dr. Hans Selye tarafından ortaya atıldı. (O zamana kadar böylesi bir ‘rahatsızlığı’ kimsenin fark etmemiş

ERKEK ADAMIN VİTAMİNLE İMTİHANI

Vitamin takviyesine ihtiyacınız olduğunu nasıl anlarsınız?                                                              


KAHVE İLE DAHA GENÇ BİR BEYİN

Kahve içmek parkinson ve alzheimer hastalığı riskini azaltıyor.                                                        



YİYEREK HAYATTA KALMANIN 5 YOLU

Kansere yakalanma riskinizi ciddi oranda düşürmek elinizde.                                                            


KALP VE KALSİYUM

Kalp krizi riskini önlemek için kalsiyumdan gelen sağlığı kullanabilirsiniz…


Besinlerdeki yağın emilmesini engelleyen kalsiyum, zayıflama savaşında en büyük müttefikiniz.ABD’de yayınlanan Klinik Beslenme Bülteni’ndeki araştırmaya göre diyet yapan kişiler arasında süt ürünleri tüketerek kalsiyum alanlar, diğerlerine nazaran yüzde 60 daha hızlı kilo verdi.Hedefiniz, günde 1000 mg kalsiyum olmalı. Tablodaki besinleri göz önüne alabilirsiniz. Kalsiyum takviyelerine yönelmeyin. İngiltere’deki bir araştırmaya göre bu takviyeler kalp krizi riskini artırıyor.
Süt ürünleri dışında kalsiyum alabileceğiniz diğer besinler:
Kuru fasulye (1 kap pişmiş) - 86 mg
Somon (90 gram) - 181 mg
Ispanak (1 kap pişmiş) - 245 mg
Portakal (1 adet) - 74 mg
Sardalya (85 gram) - 325 mg
Badem (30 gram) - 75 mg
Bezelye (1 kap pişmiş) - 94 mg
Börülce (1 kap pişmiş) - 211 mg

IŞIKLARI KAPATIN

Uyurken karanlıktan korkmak için sizce de biraz yaşlanmadınız mı?
Fakat asıl önemlisi, ışığın uykuda sizi kansere karşı bile koruyan bazı kalkanları devre dışı bırakması. Memorial Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Uz. Dr. Abdullah Özkardeş, vücudun biyolojik saatini koruyup doğal ritmini ayarlayan melatonin hormonunun, ancak gece uyurken ve karanlıkta salgılanabildiğini söylüyor.Kısa süreli de olsa, yeterli şiddetteki bir ışık melatonin salgılanmasını kolayca baskılayabiliyor. Karanlıkta rahat edemiyorsanız, en azından solgun kırmızı ışık veren bir gece lambası kullanın.